Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Finlandiya’yı vatan olarak gören ve bir bataklık içerisinde yaşayan Fin halkının hangi şartlarda, ne şekilde, neye dayanarak, ülkenin huzur ve refah seviyesini yükselttiğini kurgusal gerçeklikle dile getirmiştir. Birçok kişiye ulaşan bu kitap insanların içinde ki çalışma, halka fayda sağlama ve ülkeyi kalkındırma isteği ve azmini ortaya çıkarma açısından kişi ve kişileri güdüleyici bir eserdir. Kitaptaki kişiler gerçek hallerinden fazla olmamakla birlikte uzaktır. Fakat bu kitabı daha okunabilir ve ilgi çekici hale getirmiş olma olasılığı da yüksek.

 

     Kitapta çok fazla benzetme sanatı kullanılmış bu durum her okuyucuyu memnun etmeyebilir fakat verilen mesajın daha anlaşılabilir olması açısından olumlu sonuç verir. Kitap bölümlerden oluşmakta bu bölümler okuyucuya bir dahaki bölümde neler olacağını hangi mesajların verileceğini merak ettirmek için iyi bir yöntem fakat bu bölümler aniden arkası yarın havasında kesilerek bitirilmiş. Verilmek istenen mesaj verilmiş olsa dahi okuyucunun bir anda kitaptan kopmasına neden olma olasılığı yüksek. Bu yüzden olay örgüsüne bağlı kalarak yazılsaydı daha akılda kalıcı olabilirdi. Keza bölümlerin isimlerini hatırlayan da çok nadirdir. 

 

     İnsanlar için net olan konularında kitapta farklı bir bakış açısıyla yer alması okuyucunun olaya başka perspektiflerden bakıp yorumlayabilmesini sağlamıştır. Fakat belli dogmalara sahip biri için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Örneğin Habil’in kardeşi Kabil tarafından öldürülmesi yeryüzündeki ilk cinayettir ve haset yüzünden işlenmiştir. Birçok insanın gözünde Kabil zalim Habil ise mazlumdur. Fakat kitap Kabil’i geleneksel ve herkesin kabul ettiği bir şekilde yani kaba, kötü kalpli, vahşi ve kardeş katili gibi olumsuz bir profilinden çıkartıp onu pozitifleştirmiş ve adeta kahraman ilan etmiş, onu Yunan mitolojisinde güneşi çalarak insanları yaratan Prometheus’a benzetmiştir. Yazar Petrov’un Hristiyan dinine mensup olduğunu göz önünde bulunduracak olursak ona makul gelmiş olabilir fakat Hristiyan dahi olsa insani duygularını devreye sokarak Kabil’i kahraman ilan etmemeliydi. Yine de konunun değerlendirilmesi ve okuyucuyu düşündürmek açısından iyi olduğu da söylenebilir.

 

     Günümüze kadar bazı milletler uyutulmuş, uyutulmak istenmiş ve sömürge haline getirilmiştir. Geçmişte doğal zenginlikler açıktan sömürülürken günümüzde sömürgecilik üstü kapalı ve farklı yollardan yapılmaktadır. Tıpkı kakaonun merkezi olan Fildişi Sahili ve Gana’da yaşayan insanlara yapıldığı gibi. Onlar kakao çekirdeklerini tek tek ayıkladığı halde çikolatanın tadını bilmeyen çocukları vardır. Uyuyan milletleri uyandırmak için o milletin içinden bir kişinin uyanması dahi yeterlidir ve bu uyanış ancak ve ancak kitapla olacaktır. Tıpkı Finlandiya gibi.

 

     Kitap’ta Finlandiya’nın kalkınmasında üç temel unsur göze çarpmakta; eğitim, kitap ve durumu kabullenmeyip bataklıkta yaşamak istemeyen Snelman ve onun gibiler. Ayağa kalkmak için önce biri uyanır sonra uyuyanların uyanmasını sağlar. Ardından güç, sabır ve sebatla pes etmeden çalışmak gerekir. Her milletin içerisinde vardır böyleleri. Bir ışık beklerler o ışık yanınca da sonuç huzur, refah ve özgürlüktür. Fin halkı da bunu başarmış; ayağa kalkmış ve biz buradayız demiştir. Beyaz Zambaklar Ülkesinde; bir kişinin uyanmasına, o bir kişinin de tüm milleti uyandırmasına vesile olacak bir eserdir.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
%d blogcu bunu beğendi: