“Kimse beni çaresiz, korkak ve zayıf sanmasın,

Tam aksine, düşmanlarıma karşı acımasız,

Sevdiklerime karşı sağdığım.” –Medea (807-10)

 

 

Euripides’in Medea adlı tragedyası M.Ö 431 baharında Büyük Dionysia Bayramı’nda sergilenmiş ve yazarımıza üçüncülüğü kazandırmıştır. Medea karakterinin tasviri ve etrafında gelişen olaylara karşın kendini konumlandırdığı yer öncelikle Seneca’yı daha sonrada da günümüze kadar birçok yazarı etkileyecektir. Feminizm nedir, ne değildir diye sorgulamak adına edebiyat bölümlerimizde izlediğimiz yolda her zaman Medea atıflarında bulunuruz. “Geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri erkeklere mantıklı, güçlü, korumacı ve kararlı gibi özellikler atfederken kadınlara duygusal, zayıf, anaç ve itaatkâr gibi özellikler atfeder” (Bressler, 85). İşte tam da bu noktada, ana kahramanı bir kadın olan oyununda Euripides bize kendi dönemindeki toplumsal cinsiyet anlayışını sade bir dille gösterir.

Öncelikle, prologos bölümünde sütnineden İason’un Medea’ya ihanet ettiğini öğreniyoruz.

“Ama şimdi her yerde nefret hüküm sürüyor,

Sevilen her şey hastalıklı. İason ihanet ederek

Hanımımla çocuklarına, kral Kreon’un kızıyla

Soylu yataklarda güvey olmanın keyfini sürüyor.” (Medea, 15-9)

Medea İason ile birlikte olabilmek için babasına ihanet ederek Kolkhis’ten Korinthos’a, yabancı olduğu bir yere, geliyor ve hem memleketi hem de yuvası için dövünüyor. Burada diyebiliriz ki Euripides kadın erkek ayrımı yapmadan ihanet kavramının altını çiziyor. Ne ekersen onu biçersin ya da yaşattığını illa bir gün yaşarsın gibi ifadelerle genellemekten ziyade insanların biraz da işine geleni görmeyi seçtiğini vurguladığını söyleyebiliriz. Yani Medea sütten çıkmış ak kaşık değil fakat bu durum başına geleni hak etti demek de değil. Sütnineye göre Medea acımasız bir kadın, düşmanlarına kolay zafer tattıracak biri değil. Bu ifadesiyle izleyicide/okuyucuda merak uyandırır; altı çizilen acımasızlığı fiile dökülecek midir? Yine aynı bölümde laladan öğreniyoruz ki kral Kreon, Medea’yı ve çocuklarını sürgüne yollama niyetindeymiş. Bunun üzerine sütnine karşı çıkar ve lala der ki;

“Eski bağlılıklar yenileri kadar güçlü değildir.

Ailesine karşı hiç sevgisi kalmadı artık onun.” (74-5)

Lalanın bu ifadesi aslında Medea için de geçerlidir dersek yanlış söylemiş olmayız. Aile kurumu içinde güçlü bağlılıkları barındırır; Medea İason için kendisininkini kırar, İason da kralın kızı için.

İkinci olarak, parados bölümünde oyuna koro dâhil olur. Tutkulu bir şekilde Medea’yı savunmasalar da kesinlikle söylemleri onun tarafında olduklarını gösterir.

“Olağandır başka bir aşka kapılması

erkeklerin, paralanmasın yüreğin,

Zeus senin tarafını tutacak.” (155-7)

Günümüzdeki hemen hemen her kadın bu dizeleri okuduğunda aklından “çünkü erkektir, yapar” cümlesini geçirir. Kimimiz bu durumu eleştiririz, kimimiz ise bunu bir dogma gibi benimsediğimizden normalleştirmişizdir. Erkeği evine kadın mı bağlar? Erkek bir hayvan mıdır ki kaçmasın diye bir yerlere bağlamak gerekir? Erkeğin kendi onuru ve gururu onu iki yüzlülükten alıkoymuyorsa ne kadar insandır? Ayrıca görüyoruz ki telkin olarak Zeus’un onun yanında olacağı söyleniyor. İnsan olarak bu durumu değiştirecek gücün olmayabilir fakat Tanrılar/Tanrıçalar her şeyi görüyor. O dönemde de bu dönemde de insanların ihtiyaç duyduğu kendisinden daha büyük bir güç tarafından korunup kollanma arzusu oyunda sık sık karşımıza çıkıyor.

Üçüncü olarak, birinci episode bölümünde Medea kadınların toplumdaki yerlerini şu cümleleriyle özetliyor;

“Yolumu yitirdim dostlarım,

Hiçbir şeyden keyif almaz oldum ve ölmek istiyorum.

Her şeyim olan adam – bundan emindim-

Erkeklerin en kötüsü çıktı. Yaşayan

Ve düşünebilen bütün varlıklar içinde

En acınacak halde olanı biz kadınlarız.

Önce, açık artırmaya girercesine, kendi paramızla

Bir koca, bedenimize bir efendi satın alırız.

Kötülük üstüne daha da beter bir kötülüktür

Bu yaptığımız. Aldığımız adam iyi mi, kötü mü,

Tamamen şansa kalır. Boşanmak, kadının kusuru

Gibi görünür, hayır diyemez hiç kocasına.” (226-237)

Bu dizilerden anlaşılacağı gibi Medea kendi varlığının bilincine varmış, toplumdaki kadını ve erkeği konumlandırıldıkları yerleri görmeyi başarmış ve nihayetinde cehalet mutluluktur şeklinde yaşayamayacağı için durumu sindirememiş ve tükenmiştir. İason onu aldatabiliyor ve kimse buna laf edemiyorken durum tam tersi olsaydı neler olabileceğini hepimiz aşağı yukarı tahmin edebiliriz. Boşanmak bile kadının kusuru olarak görülmekte; erkeğine yetemezsen gider. Ayrıca monoloğunun devamında kadınlar ve savaşçılar arasında bir karşılaştırma yapar. Erkeklere göre kadınların tek yaptığı evde oturmak iken kendileri silahlarla savaşmak zorundadır. Medea’da der ki bir kez doğuracağıma üç kez savaşmayı yeğlerdim. Savaş olur ve biter, doğum ise büyük acılı bir mucizedir ve bir kadın, hele ki anne olmayı istemişse, bebeğini koruyup kollama, büyütme yetiştirme yolunda son nefesine verene kadar savaşır.

“Kadın her zaman korku içindedir, gücü yoktur

Savaşmaya, bakmaya bile dayanamaz silahlara.

Ama evliliğinde ihanete uğradığını fark ederse

Bulamazsın ondan vahşi kan dökücüyü.” (263-6)

Kreon gelir ve çocuklarını da alıp gitmesini emreder. Medea neden sürgün edildiğini sorunca kral da kızına “giderilemeyecek bir zarar” vermesinden korktuğunu söyler.

“Zekisin, bir sürü kötülük gelebilir elinden,

Kocanın yatağını yitirdiğin için de öfkelisin.” (285-6)

Kralın bu cümlesinden anlayabileceğimiz üzere, kadının zekisinden korkulur. Zekasını kullanan kadın şeytanla aşık atma düzeyindedir. Üstüne üstlük, Medea kocasının yatağını “yitirmiş”, yani kaybetmiş, hakkı elinden alınmış. Yine yuvayı dişi kuş yapar, kadın erkeğini evine bağlar gibi basmakalıp inanışların tekrar edildiğini görmekteyiz. Medea Kreon’a bir gün daha kalabilmek için yalvarır, kral da izin verir fakat eğer güneş kendi ülkesinin sınırları içinde onun ve çocuklarının üstünde doğarsa öldürülecektir. Medea zaten terk ettiği ülkesinde yaptıklarından dolayı oraya geri dönemez, buradan da gitmesi gerekmektedir fakat kafasında kurguladığı cinayet planlarını gerçekleştirirse kendi ülke ona yurt olmak için kapılarını açar bilemez.

“Bütün tanrılardan daha çok saydığım, ocağımın

Başköşesine oturttuğum, destekçim Hekate adına

Yemin editorum. Kalbimi kıran hiç kimse cezasız

Kalmayacak.”

Böylelikle birinci episode sonunda emin oluruz ki Medea intikamını alacaktır.

Dördüncü olarak, birinci stasimon bölümünde Euripides’in koro aracılığıyla hem erkekleri hem de Yunanistan’ı eleştirdiğini görüyoruz.

“Yalandır erkeklerin yeminleri,

Kalmadı artık tanrılara inanç.” (415-6)

“Yeminlere kalmadı sadakat,

Havaya uçup yok oldu

Ar duygusu Büyük Yunanistan’da.” (439-41)

Bu bize gösteriyor ki yazarımız kadın kahramanını kadın olduğu için ezilmiştir ve yüceltilmelidir gibi çarpıtılmış bir bakış açısıyla tasvir etmek yerine dönemindeki ahlaki bozulmalara onun üzerinden dikkat çekiyor. İnsanlar hem Tanrıların/ Tanrıçaların haklarını vermesini istiyor hem de birbirlerinin haklarını yiyorlar.

Beşinci olarak, ikinci episode bölümünde Medea ve İason yüzyüze gelirler. Burada öğreniriz ki Medea İason’un altın postu alabilmesi için onu koruyan ejderhayı öldürmüş, hayatını kurtarmıştır.

“Çocukların varken başka bir aşkın

Peşine düştün. Onlar olmasaydı, belki de

Affedebilirdim böyle bir tutkuya kapılmanı.” (489-91)

Bu söylemi günümüzde şu haliyle sık sık duyarız “her şeyden önce ben çocuklarının anasıyım”. Hâlbuki her şeyden önce bir sevgili, sonra eş, daha sonra da çocukların annesiyizdir. Fakat anneliğin gücünü bir unvanmışçasına öne almayı seçer, onu kullanırız. Medea’da burada aynısını yapmaktadır. Bunun üstüne İason, Medea’nın “yabaniliğine” dem vurur.

“İlk olarak, barbar bir ülkede değil,

Yunan toprağında yaşıyorsun.

Adaletin ne olduğunu öğrendin ve hayatını

Kaba güç değil adalet yönlendiriyor.” (536-39)

İason’a göre bu durum adalete uygun. Konuşmasına kralın kızıyla neden birlikte olduğunu açıklamakla devam eder; bolluk içinde rahat bir hayat yaşatmaktır amacı.

“Öyle bir hale geldiniz ki siz kadınlar,

Cinsel hayatınız iyiyken havalara uçuyorsunuz

Mutluluktan, bozulunca da nefret ediyorsunuz

Bütün güzelliklerden. Başka bir şekilde

Çocuk sahibi olmalıydı insanlar,

Var olmamalıydı hiç kadın cinsi. Hiçbir

Kötülük kalmazdı dünyada o zaman.” (569-75)

İason kendini ifade etmeden önce izleyici/okuyucu kafalarındaki klişe kalıplar doğrultusunda onu düşmanlaştırmayabilirdi, fakat bu ifadesinden sonra hem zenginlik için hayat arkadaşını ve çocuklarını yarı yolda bırakması hem de kötülüğü kadınla denk tutması sanırım ona karşı sergilenebilecek her türlü sempatiyi de yok etmiştir.

Altıncı olarak, üçüncü episode bölümünde Medea Aegeas’tan onu ülkesine kabul etmesini ister, karşılığında da Aegeas’ın kısırlığına çare bulacaktır. Yine bu bölümde Medea’nın intikamını nasıl alacağını öğreniyoruz. Zehir sürdüğü bir duvakla taç gönderecektir yeni geline iyi niyet göstergesi olarak. Ayrıca çocuklarını da öldürecektir kendi elleriyle kimse onları zor kullanarak elinden alamasın diye.

“Hatalıydım bir Yunan’ın

Sözlerine kanarak baba ocağımı terk ettiğimde,

Ama o tanrıların yardımıyla büyük bir bedel ödeyecek.

Bir daha canlı göremeyecek ona doğurduğum

Çocukları ve yenilerini yapamayacak,” (800-4)

Koro Medea’ya vazgeçmesi için yakarır. Kendi kanına kıyabilme ihtimali onları korkutur, fakat bu yol Medea için kocasını yaralamanın tek yoludur. Sütnineye İason’u çağırmasını emreder, koro üçüncü stasimon bölümünde yakarışlarına devam eder, dördüncü episode bölümünde Medea ikinci kez İason ile karşılaşır ve “aklı başına gelmiş” gibi planına uygun bir şekilde konuşur onunla, hediyelerini iletmesini ister.

Yedinci olarak, beşinci episode bölümünde Medea ikilem yaşar.

“Çocuklarımın o tatlı

Yüzlerini gördükçe yüreğim daralıyor kadınlar.

Dayanamıyorum, batsın gitsin bütün kararlarım,

Oğullarımı yanıma alıp gideceğim bu ülkeden.

Neler oluyor bana? Düşmanlarımı cezasız bırakıp

Arkamdan gülmelerine izin mi vereceğim?” (1042-50)

İkilemi bize gösteriyor ki Medea kaderine razı olmak ile kibri arasında kapana kısılmış bir durumdadır. Bu noktada diyebiliriz ki Medea’nın hamartia’sı kibrine yenik düşmesidir, kanadığı kadar kanatmadan son bulmayacaktır öfkesi. Aynı zamanda bu bölümde bir haberciden kral Kreon ve kızının öldüğünü öğreniyoruz. Habercinin anlattığına göre tıpkı Medea’nın istediği gibi acılar içinde kıvranarak ölmüşlerdir. Kızının yanında kralı da öldürdüğü için Medea linç edileceklerini bilir ve bu yüzden çocuklarının ölümü “daha kaba ellerden” olmasın diye hızlandırır süreci.

Yedinci olarak, beşinci stasimon bölümünde çocukların ölümünü duyarız evin içinden. Koro;

“Bahtsız kadın, boşa gitti bütün emeklerin,

Boşuna doğurdun sevgili çocuklarını.

Nasıl da merhametsiz bir öfke

Yönlendiriyor ruhunu cinayetten cinayete.

Ölümlüler akraba kanı akıttıklarında

Toprağı kirletirler ve tanrılar

Ağır cezalar yağdırır suçluların ocağına.” (1262-79)

Burada da Euripides Medea üzerinden fakat cinsiyet ayrımı yapmadan, daha önce ar duygusunun Yunan toprağında unutulmaya yüz tutmuş olmasına nasıl bir eleştiri yaptıysa aynı şekilde, merhametsizliğe, öfkeye, kısacası insanı çürüten bu tür duygulara bir eleştiri yapıyor.

Sekizinci olarak, eksodus bölümünde İason Koro’dan annelerinin çocuklarını öldürdüğünü duyar. Medea kanatlı yılanlar tarafından çekilen uçan bir araba ile çatıda görünür, kucağında iki oğlunun kanlı cesetlerini taşımaktadır ( 1317-19). Medea hem kendinden hem kocasından intikamını almıştır. Acısı onun kahrolduğunu gördükçe hafiflemektedir.

“Başkasıyla yatmam yeterli bir neden miydi bu kıyıma?”-İason (1367)

“Sence yenilir yutulur bir şey midir kadınlar için ihanet?”-Medea (1368)

 

Kısaca özetlemek gerekirse, feministler erkekler ve kadınlar arasındaki biyolojik farklılıkları reddetmemekle beraber bu farklılığı kutlarlar. Fakat fiziksel boyut, şekil ya da vücut kimyası gibi farklılıkların erkekleri kadınlardan daha üstün kıldığını kabul etmemektedirler (Bressler, 86). Bu anlayış ataerkil toplumlarda zamanla öyle oturmuş ve sapmalara uğramıştır ki aslında ataerkil toplumlardaki toplumsal cinsiyet rolleri kadınlar kadar erkeklere de zarar vermektedir. Erkekler denedikleri herhangi bir şeyde başarılı olamama özgürlüğüne sahip değildirler erkekliklerine leke sürülmemesi için (87). Euripides de Medea tragedyasında erkekleri yerip kadınları göğe çıkarmayı amaçlamamıştır. Göstermeye çalıştığı şey, yüzyıllardan beri süre gelen ve korkutucu bir şekilde düzelme görülmeyen şu olgudur ki ataerkil düzen ne zaman bir davranışı baltalamak istese bu davranışı kadına özgü bir halde resmeder (88). Tıpkı kral Kreon ve İason için kadınların zeki olmalarının kötülükle eşdeğer olması gibi. İason’a göre Medea Yunan toprağında adalet ile tanıştı, bu tanışıklık ona çok zarar verdi ki bunun tam zıttı bir şekilde İason’u kırmak için çocuklarını katletti. En genel haliyle bir başka canlının hayatını elinden almanın tartışılacak hiçbir iyilik hali yoktur. Euripides bu sonla kadınlara tepki çekip onları iyice ezdirmek niyetinde değildir elbette, düşündürmek istemiştir; bir kadın/insan nasıl bir çaresizliğin içindeyken bu kadar vahşileşmeyi tek çıkış yolu olarak görmüştür?

 

– Sena Çakır

 

Kaynakça

Bressler, Charles E. “Feminist Eleştiri.” Edebi Eleştiri: Teori ve Pratiğe Giriş. New Jersey: Prentice Hall, 1994.

Euripides. Medea. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.

2
Kimler Neler Demiş?

avatar
2 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Mehveş Demirermerve deniz polat Recent comment authors
  Abonelik  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
merve deniz polat
Ziyaretçi
merve deniz polat

biyolojik olarak bir cinsiyette doğmuş olmanın getirdiği farklılıklar birini diğerinden üstün kılamaz, farklılıklara ve biyolojik temeline göre özelleşmiş yapılara açığız elbette. ne bunu kabul etmek bizi cinsiyetçi yapar ne de bunu reddetmek bir cinsiyetin düşmanı 🌝eline diline yüreğine sağlık👌🏼

Mehveş Demirer
Ziyaretçi
Mehveş Demirer

Sena Hanım, Antik Yunana tragedyalarından olan bu önemli eserin günümüzde hala tiyatro sahnelerindeki kadın oyuncuların devleşmesini sağlayan bu karakterine yönelik yaptığınız okuma için sizi tebrik ediyorum. Yazınızdaki emek ve dikkat gerçekten etkileyici; ancak yazı dili bakımından bazı ufak hataları da görmemek mümkün değil. Söylem biçimi açısından tek bir fiil zamanı kullanmak anlatımınızı daha tutarlı hale getirecektir. Yani, kendi yorum ve açıklamalarınızı yaparken kullandığınız dilin bir zamanı olmalı diye düşünüyorum. Geniş zaman, şimdiki zaman ve -miş li geçmiş zamanı bazı yerlerde bir arada kullanmanız okuyucuyu dilin kavrayışı açısından yorabilir. İlaveten ufak tefek ama bu nitelikte bir tahlil çalışması için önemli sayılabilecek… Devamını oku »

%d blogcu bunu beğendi: