https://www.milliyet.com.tr/siirler/halk-siiri-ornekleri-6475685

 

Giriş

Geçmişten günümüze kadar toplumların vazgeçilmez bir parçası olan silahlar toplum yaşantısında önemli bir yere sahip olması dolayısıyla her daim pek çok şekilde ve yerde karşımıza çıkmaktadır. Teknolojide olduğu kadar resimde, heykelde, edebiyatta yani düşüncenin kendisini ifade ettiği her alanda bazen bir kızgınlığın bazen de duygusallığın bir ürünü olarak karşımıza çıkmıştır. Özelikle  silahlar  kullanıldığı alan olarak savaşlarda yer bulmuştur. 

Şiirlerde de kendisine yer bulan silahlar şiir türü olan halk şiirlerinde kendisine büyük bir yer edinmiştir. Halkın silahlardan çok etkilenmesi sebebiyle olsa gerek halk şiirleri silahların değişik türlerini kendisine konu edinmiştir. Bu nedenle Halk şiirlerinde silahların tarihlsel gelişimini dahi görebilmek mümkün olabilmiştir.

Yapmış olduğumuz bu çalışmada silah kavramı ve silahların toplumdaki yerinden hareketle, kısa bir şekilde Türk Halk Şiirine değindikten sonra silah içeren şiir örneklerini, halk şiirinde silahların konu edilmesinin sebeplerini ve silahların tarihsel gelişmesini şiirler üzerinden ele almaya çalışacağız.

 

  1. Silah Kavramı ve Silahın Toplumdaki Yeri

 

Silah kavramı insan olarak yaratılışımızdan bu yana hayatın her bölümünde bazen düşünce bazen bir obje olarak bizimle yaşaya gelmiştir.

İlkellikten uygarlığa geçişte geçmişte insanlığın ilk ürünlerinden ve aynı zamanda hayatın devamında en önemli unsurlardan biri olan silahın tarihinin insanla başladığı şüphesizdir. Bu nedenle, çok eskilere dayanan tarihi, insan hayatı için olan önemi, Türk toplumunda kazandığı kutsal nitelik ( Türk geleneğine göre at, avrat – kadın, pusat – silah, terk edilemez ödünç verilemez) dolayısıyla, silahın insanla olan ilk ilişkilerinden başlayarak İslamiyet öncesi ve İslami dönem Türk toplumundaki yeri ve öneminin belirlenmesinde, kullanılan silahların tarihi, sosyal, psikolojik ve teknolojik açıdan  değerlendirilebilmektedir.[1] 

Bugün silah denildiği zaman çoğu kere insan hayatına son vermek, insanın dünyanın bütün güzellik ve nimetleriyle bağlarını koparmak veya insanın insana hükmederek bireysel ve toplumsal hürriyetini yok etmek için yine insanlar tarafından hazırlanan araçlar akla gelir. Öyle ki toplumda, geçmişte yaşanılan acı tecrübe ve hatıraların bıraktığı izlerden etkilenerek silah adının anılmasını istemeyen görmeye ve dokunmaya, hatta bir silah resmine hissedilir bir ürperti ve tedirginlik içersinde bakan birçok insan görmek mümkündür.  Ancak bu duruma karşılık toplumlarda silah merakı da yok değildir. Bu merak silaha karşı duyulan tedirginlik ve korkuyu dostluğa çevirmiştir. Bir dönem evlerin ve konakların belirli bir bölümünü veya duvarları süsleyen silahlar bu dostluğun anlamlı bir ifadesi gibidir. Bu silaha merak duyanların düşüncesinde silaha nefretle bakanlara tam bir zıtlık içinde objenin yaydığı güven duygusu, estetik görünüm ve kutsallık imajı izlenir. Objeler bir canlıya karşı gösterilen titizlikle hayat bulur, kutsal varlıklara gösterilen saygı ile yücelir. [2]

Ancak silaha karşı toplumların düşüncesi ne olursa olsun gerçek şudur ki insanın dünya üzerindeki faaliyetlerinin başlamasıyla birlikte insan düşüncesi, silah kavramı ile tanışmıştır. Yaşama kurallarının en önemli amacı olan varlığını sürdürme ve bunun içinde mücadele ve korunma düşüncesinin tabii bir sonucu olan silah kavramı, yaşamımıza o kadar çok girmiştir ki yaşamın pek çok alanında olduğu gibi ister olumlu ister olumsuz kendisine Türk halk şiirinde de yer bulmuştur.

 

  1. Türk Halk Şiiri

Türk halk şiiri halkın içinden yetişmiş kişilerin ya da adları belli olmayan halk sanatçılarının hece ölçüsü ile özel biçimlerde ortaya koydukları manzum ürünlerden oluşmaktadır. Sözlü geleneğe dayanması ve Türk dili kadar eski olması nedeniyle bir başlangıç noktası gösterilemeyen halk şiiri, kökeninde sözlü bir edebiyat uğraşıdır. Ezberlenip yahut çalınıp söylenerek kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa iletilir.[3] Hem ilk yaratıcıları bilinmeyen anonim ürünler hem de ozanların, aşıkların, saz şairlerinin, kalem şuarasının yarattıkları ürünleri kapsamına alır.[4] Bundan ötürü sözlüler gibi yazılı olanları da halk şiirinden saymak uygun olur. 

 

Konusu itibariyle halk şiiri halkın yaşantıları düşünceleri, duyguları, hayalleri, acıları, sevinçleri, korkuları, inançları ile sorunlarını ve özlemlerini belirli bir biçimde dile getirir. Adları bilinen ya da bilinmeyen ya da unutulan bir takım şairler temel koşuk (nazım) ölçüleri ve türleri içinde bunu gerçekleştirirler. Bu bakımdan, halk şiirinin hem bireysel, hem de kamusal (anonim) ürünlerini içerdiği söylenebilir.[5] 

 

Türk şiirinin kökenine baktığımızda ise uzun ve geniş bir geçmişinin olduğu görülür. Türk şiirinin ilk örneklerine Çin yıllıklarında M.Ö. II. Yüzyılda ve 329 yılında görüldüğü araştırmacılar tarafından kabul görmektedir. Ancak Türk şiirinin gelişimi kesintisiz bir şekilde XI. Yüzyılda yazılan Kutadgu Bilig ile Divanü  Lügat-it Türk’teki şiir örneklerinden izlenebilmektedir. Divanü Lügat-it Türk’te koşuklar, savlar ve diğer manzum parçaların ölçü, tür, konu bakımından günümüz halk şiirleri ile büyük benzerlikleri olduğu bilinmektedir.[6]

 

  1. 1. Osmanlı Dönemi Halk Şiiri

 

Osmanlılar dönemi halk şiiri aslında, İslamiyet öncesi halk şiirinin bir uzantısıdır ve kökeninde ondan önceki halk şiirine bağlıdır. Bundan ötürü, ufak bazı değişmelerle, belirli bir geleneğin uzantısıdır; ama sözlü ve yazılı örneklerin, en bol, gelişiminin en belirgin olduğu bir uzantıdır.  Çünkü yüzyıllar süren bu uzun dönemde halk şiiri gittikçe çeşitlenip zenginleşmiş, incelip olgunlaşmış, büyük sanatçılar yetiştirmiştir.[7]

Aralarında kesin sınırlar olmamakla birlikte, yetiştikleri ya da bağlandıkları çevrelere göre, halk şiirinin sanatçıları, daha doğrusu şairleri kısaca şöyle sınıflandırılabilir: göçebe şairler, yeniçeri şairler, köylü şairler, kent ve kasaba şairleri, din ve tasavvuf şairleri.

Çok kısa bir şekilde bu şairleri açıklayacak olursak;

  1. A) Göçebe Şairler: Bir yere bağlı kalmadan gezerler. Genellikle eğitim görmedikleri için, Divan Edebiyatı’ndan etkilenmezler. Dilleri sadedir. Hece ölçüsüne bağlıdırlar. Geleneksel şiir anlayışını sürdürürler.
  2. B) Yeniçeri Şairler: Osmanlılar zamanında askerlik hayat boyu süren bir meslekti. Orduda görev arasında şairler yetişmiştir. Bunlar katıldıkları savaşlarla ilgili yiğitlik şiirleriyle dikkati çekerler. Dil, anlatım, ölçü bakımından göçebe şairler gibi geleneksel şiir anlayışına bağlıdırlar.
  3. C) Köylü Şairler: Hayatları köylerde, kasabalarda geçer. Büyük kentlerle ilgileri olmadığı için kent kültüründen, Divan Edebiyatı’ndan etkilenmeden halk şiiri geleneklerine bağlı kalmışlardır. Çünkü kendileri gibi dinleyicileri de çoğunlukla köylüdür. Köyler ise kentlere, büyük kültür ve edebiyat merkezlerine uzak çevrelerdir.[8]
  4. D) Kentli Şairler: Genellikle Divan Edebiyatı’nın etkisinde kalırlar. Hem halk hem de Divan Edebiyatı tarzında şiirler söylerler. Dillerinde Arapça ve Farsça sözcüklerin oranı yüksektir. Hece ölçüsüyle birlikte aruza da yer verirler.
  5. E) Din ve Tasavvuf şairleri: Tekkelerde yetiştikleri din ve tasavvuf konusunda eğitim gördükleri için tekke şairleri, tarikat şairleri, zümre şairleri diye de adlandırılan bu şairlerin dilleri göçebe, yeniçeri ve köylü şairlere göre bazen daha ağırdır. Zaman zaman Divan Edebiyatı’nın dil, anlatım, biçim, ölçü özelliklerini taşıyan şiirler söylerler.[9]

 

  1. 2. Cumhuriyet Dönemi Halk Şiiri

 

Osmanlı döneminde halk şiirinin bu kadar çeşitlenmesine karşın XIX. Yüzyılın son çeyreği ile XX. Yüzyılın ilk çeyreğinde yani Osmanlı İmparatorluğunun sonlarına doğru halk şiiri de zayıflamıştır. Her ne kadar yüzyılın başlarında özellikle İstanbul’da semai kahvehanelerinde[10] meydan şairleri ona biraz canlılık getirmişse de bu sözü geçen zayıflamayı durduramamıştır.

Cumhuriyet döneminde ise halk şiiri değişmelere uğrasa da divan şiiri gibi ortadan kalkmamıştır; fakat etkinliği ve yaygınlığı daralmıştır. Elbette, geçmiş çağın tekke ve şairleri, yeniçeri ve göçebe şairleri, sazlı kahvehaneler ile bey konakları ve asker ocakları artık tarihe karışmıştır; ama toplumun yaşamı pek değişmeyen ya da çok geç değişen bölge ve tabakalarında, kentlere uzak köy ve kasabalarında halk şairleri yinede eksik olmamıştır. Eskisi kadar olmasa da aşıkların yanı sıra din şairleri de saz çalıp şiir söylemeye devam etmişlerdir ve bu söylenen şiirler geçmişte olduğu gibi silahları da konu alıp günümüze kadar gelmişlerdir. Bıçak, kılıç ve mızraktan örneğin; Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri şiirinde olduğu gibi.

Belimizde kılıcımız kirmani

Taşı deler mızrağımın temreni

Hakkımızda devlet etmiş fermanı

Ferman padişahın, dağlar bizimdir.

Top, tüfek gibi;

Dadaloğlum birgün kavga kurulur

Öter tüfek, davlumbazlar vurulur

Nice koç yiğitler yere serilir

Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.[11]

 

Ateşli silahların kullanılmasına kadar silahların değişik türlerini ve gelişimini ele almıştır. Baktığımız zaman sözü geçen silahlardan silahların modernleşme sürecini dahi gözlemleyebilmek mümkündür.

 

  1. Silahlar İçeren Şiir Örnekleri

    

Benden selam olsun Bolu Beyine

Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır

Ok vızıltısı , kalkan sesinden

Dağlar seda verip seslenmelidir!

 

Yiğitler dalkılıç girsin meydana

Çevreniz boyansın al kızıl kana

Zağlı kılıç çala çala gerdana

Düşman aman deyip uslanmalıdır[12]

 

Köroğlu’nun benden selam olsun bolu beyine adlı şiirinde olduğu gibi döneminde kullanılan silahların değişik türlerini ve bu silahların etkisi ve önemini görmekteyiz. Öyle ki bu şiirde kılıçtan artık tüfeğin kullanılması ve etkisi de aynı şekilde yer bulmaktadır.

 

 

Düşman geldi tabur tabur dizildi

Alnımıza kara yazı yazıldı

Delikli demir çıktı mertlik bozuldu

Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

 

Şiirinde olduğu gibi tüfeğin şiirlere konu olmasının yanında yeni yeni silah türleri özellikle 19. yüzyıl ve sonrasında kullanılan silahların markaları bile dile yerleşmiştir ki halk şiirlerinde dahi söz konusu olmuşlardır.   

 

Drama köprüsü bre hasan gecemi geçtin

Ecel şerbetini bre Hasan ölmeden içtin

Anadan babadan bre Hasan nasıl vazgeçtin

At Martini Debreli Hasan dağlar inlesin

Drama mahpusunda bre Hasan namın yürüsün[13]

 

Bu türküde geçen martin tüfeğinde olduğu gibi.

 Bu tüfek 1869 – 1872 yılları arasında Providence Tool Canpany fabrikasında 500.000 adet olarak Amerika’dan alınmıştır.[14] Asıl adı Martini Henry olan bu tüfekler o kadar çok benimsenmiştir ki marka olmanın ötesinde tüfekleri ifade eder gibi olmuştur. Bu da kullanılan silahların toplumca ne kadar benimsendiğinin birer kanıtı gibidir. Hekimoğlu türküsünde olduğu gibi

 

Hekimoğlu derler benim de aslıma

Aynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsime

Konaklar yaptırdım döşetemedim.

Ünye de Fatsa bir oldu narinim baş edemedim

 

Bu türkü Martini Henry tüfeklerin Osmanlıda kullanılmaya başlamasından ve yeni yeni tüfeklerin kullanılıyor olmasından çok sonra yazılmasına rağmen martini henry tüfeğinin toplumca ne kadar fazla benimsediğinin diğer bir örneğidir.

Elbette bu durum bize aynı zamanda Osmanlının son dönemlerinde de silah teknolojisini ve gelişimini yakından takip ettiğini göstermektedir. Bunu bize en basit yoldan silahlar değiştikçe halk şiirine konu olan silahların çeşidi ve sayısının artmış olması göstermektedir.

Bunun yanında son dönemlerde Osmanlı Martini Henry marka tüfek kullanırken başka marka ve etkili tüfeklerde kullanılmışlardır.  Açıklayacak olursak Amerikan’ın Osmanlı silah pazarında etkili olmasından sonra Osmanlı – Alman ilişkilerinin gelişmesiyle Osmanlı giderek alman silah sanayine yönelmiştir. 1887 yılında Alman silah fabrikalarına dönemin en yüklü tüfek siparişi verilmiş Mauser ve Loewe fabrikaları 500.000 tüfek ile Osmanlı pazarına girmiştir.[15]  Bu tüfeklerde Martini Henry tüfeğinde olduğu gibi halk arasında çok fazla yayıldığından Mauser kelimesi dilde mavzer olarak kullanışmış ve aynı şekilde günümüze kadar gelmiştir.

 

Ayağına Giymiş Kara Yemeni

Ayağına giymiş kara yemeni

Sallanma sevdiğim öldürdün beni

Dünya düşman olsa severim seni

Mavzer kurşunuyla vursunlar beni[16]

 

Bu türküde olduğu gibi Mauser yani mavzer sözcüğü günümüzde kullanılıyor olmanın da ötesinde günümüz şarkılarında da sık sık kullanılmaktadır.

Bunun yanı sıra halk şiirinden, mavzer ve martin tüfeklerinin uzun bir süre kullanılmış olduğunu hatta her iki silahında aynı zamanda kullanılmış olduğunu da görmekteyiz.

 

İnce Memed Türküleri

İnce Mehmet martin takmış koluna

Salıvermiş hem sağına soluna

Nasıl kıydın şu güzelin canına

 

Ödemiş’e baskın geldi dayandı

Mavzer kurşun sol yanımdan dolandı

Küçük Zeybek mor cepkenin boyandı[17]

 

Şiirinde olduğu gibi ya da seher vakti şiirinde olduğu gibi;

Seher Vakti

Dedim ki ne kadar yüzümden bezdin

Etim kebap ettin derimi yüzdün

Âşık katletmeye silah mı dizdin

Martini mavzeri bir dem sürmeli.[18]

 

Bunun gibi şiir örnekleri çoktur.

Genel olarak bu şiirleri değerlendirdiğimiz zaman 19. yüzyılda kullanılan bazı silahların gelişimini görmekteyiz. Fakat şiirlere 19. yüzyılda konu edilen martin ve mavzer gibi silahların yanı sıra tüfek teknolojisinde ileri denilebilecek bir silah türünün de konu edildiği görülmektedir. 

Kurtuluş Savaşı Destanı

 

Yunan Akşehir’e geldi dayandı

Muhammet ümmeti bütün uyandı

Afyon cephesinde bir hücum oldu

Allah imdat etti Hızır erişti

 

Cephelere mitralyöz kuruldu

Umu taburlara emir verildi

Yunan kuvvetinin beli kırıldı

Allah imdat etti Hızır erişti [19]

 

Halk şiirlerinde sıklıkla geçmemekle birlikte Avrupa’da 19. yüzyılın ikinci yarısında geliştirilen ve yüzyılın son çeyreğinden itibaren Osmanlı Ordusunda kullanılmaya başlanan.[20] Mitralyözler de, halk şiirlerinde kullanılmaya başlanmıştır.

Tüfeklerin gelişiminin yanı sıra 15. yüzyıla kadar inen tarihiyle top başta olmak üzere tabanca gibi uzun bir tarihsel geçmişi olan silahların halk şiirlerinde kullanılmış olması da kaçınılmazdır.

Daşoluk’tan top atıldı

Cebeci aklın yitirdi

Ayan olsun Doğan Bey’e

Aram çok ocak batırdı.[21]

Özellikle 16. yüzyıldan sonra Osmanlı’da kullanılmaya başlanan ilk olarak sanki bir süs ve ziynet eşyası gibi görülen[22] pistol ve piştov gibi isimler alan tabancının modernleşmesi, artık kolayca belde taşınıyor olması ve halk arasında giderek yaygınlaşmasıyla Osmanlı dönemi ve günümüz halk şiirlerine çok defa konu edinmişlerdir örneğin:

 

Bayburt Dağlarında  Tabakam Kaldı

Bayburt dağlarında mendilim kaldı

Şen ol Bayburt şen ol sende nem kaldı

Bayburt dağlarında tabancam kaldı

Şen ol Bayburt şen ol sende nem kaldı[23]

 

Diğer bir şiir örneği olarak;

Boranın Ağıdı

Memici derdine yanar

Çok ağlasam oba kınar

Belde tabanca sokulu

Bizim yaylalardan iner [24]

 

Şiiri gibi İçerisinde tabancayı içeren pek çok şiir yazılıp söylenmiştir.

Bunun yanı sıra Tüfeklerin, topların, tabancaların hatta kesici aletlerin bir arada kullanılıyor olmasından dolayı aynı şiire farklı türde silahlarda elbette konu olmuştur.

 

Yörük Ali

Çamı çama çaktılar

Dala martin astılar

Bir kız için oğlanı

Cayır cayır yaktılar

Tabancamın demiri

Teslim olmam ölüm Allah emiri[25]

 

Elbette halk şiirlerinde sadece el silahları kullanılmamıştır. 1912 yılından itibaren Uçakların da bir savaş silahı olarak kullanılmasının ardından yeni bir silah türü olarak uçaklar da kendisine halk şiirinde yer bulmuştur.

 

Çanakkale Kahramanlarının Hatırası

Çanakkale içinde bir sarı yılan

Osmanlının tayyaresi durdurur divan

Of gençliğim eyvah

 

Tayyare ile uçarız, dağlar aşarız

Bize tayyareci derler, düşmanları yıkarız

Of gençliğim eyvah.[26]

Şiiri gibi bazı şiirlerde uçaklar geçmektedir.

  1. Halk Şiirlerine Silahların Konu Edilme Sebepleri

 

Halk şiirlerinde silahların bu kadar çok konu olmasının sebeplerine gelince belki silahların toplum hayatını derinden etkiliyor olmasındandır. Osmanlının son dönemleri ve cumhuriyetin ilk dönemlerinde aşıkları, saz şairlerini vs etkileyen olayların bazılarının silah eksenli olması bunun yanı sıra halk şiirlerinde kan davası, yaralama, yol kesme, bıçaklama, ölüm, kız kaçırma, savaş, baş kaldırma, gibi konularının en önemli objesinin silah olarak ele alınması bunda etkendir. Bu nedenle,  savaş zamanlarında yazılan pek çok şiir ya da halkın tepkisini çeken pek çok olay da silahlar şiirlere konu edilmiştir. Öyle ki 1970 ve 1980 darbelerinde söylenen tepki şiirlerinin çoğunda silahlar geçmektedir.

Toplumun silahları bu kadar çok benimsemesindendir ki Modern silahların kullanılıyor olmasına rağmen eskiden savaş silahı olarak kullanılan ok, kama, hançer, balta gibi halk arasında uzun bir süre kullanılmış olan silahların halkın belleğinde önemli ölçüde yer etmesi nedeniyle günümüz halk şiirlerinde kullanılmaya devam etmişlerdir.

 

İki dağın arasında kalmışam                                        

Mezar arasında harman olur mu

Kama yarasına derman olur mu

Osman’ı vuranda iman olur mu

 

Şiirinde olduğu gibi ya da;

Açma tabip yaralarım, değme bana, dokunma

O yar vurmuş hançerini, aksın kana dokunma

Dünyaya emsal tutarım zülfün her telini

Yıkma gönül sarayını, Süleyman’a dokunma.[27] 

1980’li yıllardan sonra söylenen bu şiirde geçen hançerde olduğu gibi bu silahların her türlüsünü görmek mümkün olduğu gibi özellikle de kılıç içeren çok sayıda şiir görmek mümkündür.

 

Buna kılıç derler aralar açar,

Püskürür meydana al kanlar saçar

Bazı kötülerde övünür geçer

Yiğit batman döver gözde har gerek.[28]

 

Dadaloğlu’nun 19 yüzyıldaki bu şiirinde kılıç geçtiği gibi günümüzde yazılan;

 

Kılıç kılavlanır balta zorlanır

Zalim kudurdukça mazlum dertlenir

Beyniz kanser olur ağzız kurtlanır

Alime çatanlar tövbekar olun[29]

 

Şiirinde olduğu gibi kılıç her dönem şiirlerde kullanmıştır.

 Sonuç itibariyle günümüzde halk şiirinin zayıflamasıyla eskisi kadar şiir üretilememektedir. Genel olarak günümüzde söylenen şiirler Osmanlı dönemi zengin içerikli halk şiirlerinden oluşmaktadır ve söylenen şiirler ilginçtir ki modern silahları ele almak yerine genel olarak etkilendiği kaynağın silahlarına değinmektedir. Kılıç Ali Kubak’ın için 1970’li yıllarda söylenen ve günümüzü kadar gelen ağıtının halen martine değinmesi gibi.

 

Hastalandım ben yatarım

Beşli Martini atarım

Ben bu dertten kurtulursam

Malı mülkü hep satarım.[30]

Ya da 1930’lardan sonra söylenmesine karşın,

 

Kemal Paşam

Aynalı Hançerim beldedir belde,

Karabina Tüfengim eldedir,elde.

Allah Kelamı dildedir, dilde.

Düşman serilmiş yerdedir, yerde.[31]

 

Bu şiirin Osmanlı’da 18. yüzyıllarda kullanılan kısa namlulu bir silah olan karabina tüfeğine değinmesi gibi.

Ancak her ne kadar günümüzde halk şiiri sanatçıları azalsa da  yıllarca söylenen bu şiirler hatta çalınıp söylenen bu şiirler günümüz şiir anlayışını etkilemek yanında günümüz müzik anlayışını da etkilemiştir.

 

Sonuç

Toplumlar için her daim var olan silahlar yaşamın içerisine o kadar çok adapte olmuştur ki; eskiden erkeklerin kullandığı bir savaş aracı olan silah artık simgesel değerlere kavuşmuş, silahın anlamında büyük dönüşümler yaşanmış ve vazgeçilmez bir niteliğe sahip olmuştur. O kadar çok benimsenmesinin bir neticesidir ki; kişi sevgisini ya da aşkını ifade ederken dahi silahlardan yararlanmıştır. Ok kaşlı yarım derken ya da hançer bakışlı derken duygularını silahla ifade etmiştir. Silah bir savaş aracı olmanın ötesinde kişinin duygularında yer bulmuştur. Yani kişi ya da toplumlar silaha kendi duygularını katmış, hatta duygularının bir parçası olarak kullanmıştır. Tabancamın sapını gülle donatacağım gibi; yani silah bir savaş aracı olmanın da ötesine geçerek düşüncede farklı boyutlara sahip olmuştur.

Özetle silah ister insanlar için korkucu verici ya da vazgeçilmez bir alet olsun, ister sadece bir savaş aracı olsun gerçek şudur ki; silah insanlar için vazgeçilmez bir şey olmasa olmazı halindedir.  Bu nedenledir ki silah bir kavram olarak düşünce de yer etmiş, insan ürünü olan diğer alanlarda kullanılmış, esas olarak kullanıldığı alanların da dışına çıkmıştır. 

 

Kaynakça

AY, Göktan, “Türkülerde Giyim Kuşa”,http://www.sanatalemi.net/Sayfala.asp?nereye= yazioku&ID= 13887, Erişim Tarihi: 05.10.2007.

BATUR, Suat, Açıklamalı Örnekli Türk Halk Edebiyatı, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 1998.

BEZİRCİ, Asım, Türk Halk Şiiri, C. I, Say Yayınları, İstanbul, 1993.

DÜZGÜN, Dilaver, Aşık Mevlüt İhsani; hayatı, sanatı, ve şiirlerinden seçmeler, Atatürk Üniv. Basımevi, Erzurum, 1997.

__________  Aşık Mustafa Ruhani; Hayatı, Sanatı ve Şiirlerinden Seçmeler, Atatürk Üniv. Basımevi, Erzurum, 1997.

 

__________  Aşık Yaşar Reyhani: Hayatı, Sanatı ve Şiirlerinden Seçmeler, Atatürk Üniv. Basımevi, Erzurum, 1997

 

ERALP, T. Nejat, Tarih Boyunca Türk Toplumunda Silah Kavramı ve Osmanlı İmparatorluğunda Kullanılan Silahlar, TTK Basımevi, Ankara, 1993.

KOZ, M. Sabri, “1940’larda Çukurova’da Derlenmiş Türküler ve Aşık Deyişleri”, http://turkoloji.cu.edu.tr/CUKUROVA/sempozyum/semp_1/koz.pdf Erişim Tarihi: 07.11.2007.

KÜÇÜKÇELEBİ, Aylin Evin. (2002) Uzun Havalar, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.

MUTLUAY, Rauf. (1972), Türk Halk Edebiyatı Antolojisi, Milliyet Yayınları, İstanbul.

ÖZDEMİR, Ahmet Z., Öyküleriyle Ağıtlar, Milli Kütüphane Basımevi, Ankara, 1994

ÖZTELLİ, Cahit, Köroğlu ve Dadaloğlu: Yaşamı, Sanatı, Şiirleri, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1982.

UYGUNUR, Muzaffer, Seyrani: Yaşamı, Sanatı, Şiirlerinden seçmeler, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1991.

YARDIMCI, Mehmet, Başlangıcından Günümüze Halk Şiiri, Aşık Şiiri, Tekke Şiiri, Ürün Yayınları, İzmir, 1998.

http://www.basmakci.com/Forum.asp?forum=oku&msgid=883&yanilik=&page=7 Erişim Tarihi: 22.11.2007

http://dilcerezleri.braveblog.com/entry/21015 , Erişim Tarihi: 05.10.2007.

http://www.idealforum.info/showthread.php?t=11811, Erişim Tarihi: 10.11.2007.

http://www.ihsanozturk.com/halk-muzik.asp?id=319  Erişim Tarihi: 25.10.2007.

http://www.sarki-sozleri.com/sozler/mehmet-koseoglu/ince-memed-turkuleri-1.html Erişim Tarihi: 10.11.2007.

http://www.turkudostlari.net/soz.asp?turku=1720  Erişim Tarihi: 10.11.2007.

http://edebiyatsever.blogcu.com/DERS+NOTLARI/page7 Erişim Tarihi: 10.10.2007

[1] T. Nejat Eralp, Tarih Boyunca Türk Toplumunda Silah Kavramı ve Osmanlı İmparatorluğunda Kullanılan Silahlar, TTK Basımevi, Ankara, 1993,  s. 2.

[2] Eralp, a.g.e., s. 2

[3] Asım Bezirci, Türk Halk Şiiri, Cilt I, Say Yayınları, 1993, İstanbul, s. 16.

[4] Suat Batur, Açıklamalı Örnekli Türk Halk Edebiyatı, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 1998, s. 29

[5] Bezirci, a.g.e., s. 16.

[6] Batur, a.g.e., s. 30

[7] Bezirci,a.g.e, s. 24.

[8] http://edebiyatsever.blogcu.com/DERS+NOTLARI/page7 Erişim Tarihi: 10.10.2007.

[9] Bezirci, a.g.e., s. 24.

[10] Eskiden İstanbul’a has geleneklerden biri olan sazlı sözlü kahvelerdir semai kahveleri. Ayrıntılı bilgi için bknz: Mehmet Yardımcı, Başlangıcından Günümüze; Halk Şiiri, Aşık Şiiri, Tekke Şiiri, Ürün yayınları, 1998, İzmir, s. 36.

[11] Aylin Evin Küçükçelebi, Uzun Havalar, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara,  2002, s.92.

[12] Cahit Öztelli, Köroğlu ve Dadaloğlu: Yaşamı, Sanatı, Şiirleri, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1992, s. 47.

[13] Küçükçelebi, a.g.e., s. 99.

[14] Eralp, a.g.e., s. 132.

[15]Eralp, a.g.e., s. 133.

[16] http://www.turkudostlari.net/soz.asp?turku=1720  Erişim Tarihi: 10.11.2007.

[17] http://www.sarki-sozleri.com/sozler/mehmet-koseoglu/ince-memed-turkuleri-1.html Erişim Tarihi: 10.11.2007.

[18] http://www.ihsanozturk.com/halk-muzik.asp?id=319  Erişim Tarihi: 25.10.2007.

[19]M. Sabri Koz, “1940’larda Çukurova’da Derlenmiş Türküler ve Aşık Deyişleri”,   http://turkoloji.cu.edu.tr/CUKUROVA/sempozyum/semp_1/koz.pdf Erişim Tarihi: 07.11.2007.

[20]Daha ayrıntılı bilgi için bknz: Eralp,a.g.e., s. 136.

[21] Ahmet Z. Özdemir, Öyküleriyle Ağıtlar, Milli Kütüphane Basımevi, Ankara,  1994, s. 80.

[22] Yeniçeriler ve süvariler çifte tabanca ile gezip görünmeyi zevk edinmişlerdir. Bu zevkin sonuncundadır ki tabancalar da tüfekler gibi süslenip, bezenmiş sanki birer sanat eseri haline getirilmiştir. Ayrıntılı bilgi için bknz: Eralp, a.g.e., s. 134. 

[23] Göktan Ay, “Türkülerde Giyim –Kuşam” http://www.sanatalemi.net/Sayfala.asp?nereye=yazioku&ID= 13887, Erişim Tarihi: 05.10.2007.

[24] Özdemir, a.g.e., s. 322.

[25] http://dilcerezleri.braveblog.com/entry/21015 , Erişim Tarihi: 05.10.2007.

[26] http://www.idealforum.info/showthread.php?t=11811, Erişim Tarihi: 10.11.2007.

[27] Dilaver Düzgün, Aşık Mevlüt İhsani; hayatı, sanatı, ve şiirlerinden seçmeler, Atatürk Üniv. Basımevi, Erzurum,  1997, s. 29.

[28] Rauf Mutluay, Türk Halk Edebiyatı Antolojisi, İstanbul, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1972, s. 247.

[29] Dilaver Düzgün, Aşık Mustafa Ruhani; Hayatı, Sanatı ve Şiirlerinden Seçmeler, Atatürk Üniv. Basımevi, 1997, Erzurum,  s. 177.

[30] Özdemir, a.g.e., s. 362.

[31] http://www.basmakci.com/Forum.asp?forum=oku&msgid=883&yanilik=&page=7, Erişim Tarihi: 22.11.2007.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
%d blogcu bunu beğendi: