Çantasını sırtlamış, elinde kitaplarla olabildiğince kısa sürede eve varmak istiyordu. Adımlarını ivedilikle atıyor ve herhangi birinin veya bir nesnenin dikkatini dağıtmasına izin vermek istemiyordu. Kendini dışarıya kapatmış gibiydi… Bir anda bir ses duydu ve bu ses anında tüm dikkatini celbetti. Bir yardım çığlığıydı bu, çaresiz bir çığlıktı… Hemen sesin peşine düştü. Ne taraftan geldiğini anlamak için epey gayret etti ve bu sürede eve varma düşüncesi de uçup gitti. Sokağın her yerinde bu sesin kökenine inme amacını taşır halde bir o tarafa bir bu tarafa gitti gitti geldi… Görenler meczup sanabilirdi; her ne kadar davranışları aklının uçup gittiğini gösteriyor olsa da, görüntüsü bu düşünceye engel olacak şekildeydi. Arabaların etrafında dolanıyor apartmanların girişlerine kadar giriyordu. Ses devam ediyor… Görebildiği hiçbir şey bu sesin kaynağı değil… Üzüntüyle vazgeçti arama sevdasından. Eve varmak istediğini hatırladı ve yoluna devam etti…

Ertesi gün “İnsanların Davranışlarının Kökeni” hakkında bir makale yazmak üzere araştırmalarına başlamak istiyordu. Bu konu,  “günümüzün önemli temalarından biridir.” Tabii ki, birçok zamanda olduğu gibi… “Günümüzde” ifadesinin tamamen gereksiz olduğunu kimse fark etmiyor. Detaylara boğulmaması gerekiyor. Yazmak zorunda… Daha yapacak bir sürü işi var. Hedefine odaklanmak, onun için asla zor olmadı. Sadece detaylar… Detaylara takılıp kaldığında bir dünya yol gitmiş oluyor; ancak baktığında bir de ne görsün: “bir arpa boyu yol alamamış”… Elinde tek bir satırsız dünya yolculuğu mutsuzluğa sürüklemek zorundaydı onu; çünkü çağ göz’ün çağıydı… Tam masanın başına oturmuştu ki… Yanılıyor olabilir miydi? Hayır, hayır doğru duyuyordu: yine aynı ses… Açık camdan içeri girip kulaklarını deliyordu. Yardım etmeliydi. Bu sesin sahibini bulmak zorundaydı. İlk duyduğu an içine işleyen ve onu büyülenmiş gibi yoluna döndüren ses, işte yine kulaklarındaydı. Bu sefer bulmakta kararlıydı onu. Her şeyi olduğu gibi bırakıp dışarı çıktı. Yine aynı merakla; ancak daha temkinli bir şekilde sürdürüyordu arayışını. Sese yaklaştığını hissediyor; ancak sadece gittikçe daha çok yaklaşıyordu. Neredeydi? “Neredesin?” Aynı umutsuzlukla ve daha üzgün bir şekilde eve girdi. Ses kesilmişti; ancak dikkatini toparlayamıyordu. Bu da mı bir detay olarak tanımlanacaktı; yoksa, istisnai durumların varlığını dikkate almadan mı aktarmıştı durumunu anlatan? Bir süre öylece yığılıp kaldı oturduğu yerde. Makalesini yazabilmiştir belki sonra, kim bilir belki de hiçbir şey yapmadan, yapamadan geçirmiştir günün kalanını…

Güne huzursuz başladı. Gecesi kötü geçmişti anlaşılan. Kahvesini yapıp çalışmasına odaklanmak için zorlayacaktı kendini. Uykulu gözler ve düşünceli bir kafayla bekliyordu kahvenin olmasını. Kahve hazırdı ve normal zamanlara kıyasla oldukça çabuk bir şekilde içilip tüketildi. Kendine gelmek için kahveye bağımlı olanlardan değildi. Neden içtiği, ne sıklıkla içtiği ise sadece detaydı. Masanın başına geçti yine. Eyvah! Çalışması için en önemli kitaplardan birini yanına almamış… “Bunu halletmem gerek,” diye düşündü ve hemen hazırlanıp çıktı. Ofisinde, kütüphanede veya kitapçıda bulabileceği kitabı almak için en yakın mekânı tercih ederek düzenli olarak kitap karıştırdığı kitapçıya girdi, kitabı aldı ve çıktı. Aman Allah’ım! Bu, gerçek miydi? Bu ses, o sesti ve bu sefer tek başına değildi. Uzun süre bakıştılar. Temas istemiyordu, tedirgindi; ancak ses sona ermişti ve bu tedirginlik uzun sürmedi. Yardım isteği kısa sürede mağrur bir duruşa ve masum bakışlara dönüşerek bir tezat oluşturmuştu. Yaşananlarsa nasıldı, siz karar verin…

Çağrısına kulak verip onu –belki de o beni- bulmuş ve ilk gördüğüm an büyük bir aşkla bağlanmıştım ona. Çok sevecektim onu, biliyordum; ne yaparsa yapsın sevecektim… Yardım isteğine rağmen mesafeliydi ve bakışları masum; kısa bir süre sonra ise mağrur ve evet bakışları yine masum… Bana alışması zaman alacaktı, belli. Bense kendimi salıvermiştim hiç düşünmeden. Sevgi, düşünülerek yaşanılmazdı çünkü.

Epey zaman geçmişti o ilk günün ardından. Bu süreçte düşündüğümden fazlasını yaşadım. İlk zamanlar neredeyse hiç uğramıyordu yanıma, kendi alanına girilmesinden de hoşlanmıyordu. Sabrettim. Zaman geçtikçe bağlanıyordum ve buna engel olmam mümkün değildi. Ben, her daim yanında olmak isterken; o, canı istediğinde yanıma geliyor, ihtiyacı olan sevgiyi alıp gidiyordu. Yadırgamıyordum. Nerede olduğunu bilmezdim benim yanımda olmadığı zamanlarda. Merak edilmekten hoşlanmıyor belki diye sesimi çıkarmadım. Kaç kere bırakıp gitmeye çalıştı sonra beni, hep son anda bir şey oldu ve gitmedi, gidemedi. Seviyordu beni, biliyordum. Sevmeseydi bir yolunu bulup giderdi. Bir süre sonra geceleri yanıma gelmeye başladı. İlk zamanlar korktum, ışığı açık bıraktım uyurken; en azından gece lambasını. Bazen şiddet uyguluyordu çünkü, en çok elleri ve ağzıydı beni yaralayan… Yine de vazgeçmedim. Aramızdaki bağ güçleniyor belli ki, diye düşünüyor ve bundan garip bir haz alıyordum. Zamanla alıştı yanımda uyumaya ve ben de ışığı kapatarak uyumaya başladım. Arada bir uyanıp yüzüme bakıyordu sadece ve buna alışmak zor olmadı. Önceleri uyanmam için sesleniyordu, odadan benimle çıkmak istiyordu. Uykunun en derin zamanlarında da kalktım, uykuya dalmak üzereyken de… Hiç şikâyet etmedim. Onun sesiyle uyanmak dünyanın en güzel uyanma biçimiydi. Zamanla uykumun ne kadar hafif olduğunu anladı. Uyanıyor, yataktan kalkıyor ve benim uyanmamı bekliyordu. Bu süre hiçbir zaman uzamadığı için sabrını ölçmem gerekmedi. Ne kadar da düşünceliydi, sesini çıkarmadan uyanmamı bekleyişi muazzamdı… Beni tanıyordu, biliyordu uyanacağımı. Bu, sevginin en saf haliydi. Yemeğini hiçbir zaman eksik etmedim önünden. İhtiyacı olan birçok şeyi söylemesine gerek kalmadan önünde buluyordu. Bunun aramızdaki bağı güçlendirdiğine inanıyordum. Yaz geliyor, havalar ısınıyordu. Bir süre sonra uyurken yanıma gelmemeye başladı. Öfkelenmedim. Canı istediğinde gelip beni bulacağı yeri biliyordu çünkü. Günlerimiz böyle geçiyordu ve şimdi de değişen pek bir şey yok. Bana birine sorgusuzca bağlanmanın güzelliğini yaşattığı ve aynı hislerle benimle olduğu için ona minnettarım. Ah, evet işte gelmiş.

-Buyurun efendim.

-Miyav. 

Evet, bence görünen o ki; onlar ermiş muradına…

(Burada anlatılanların devamı gelmesi durumunda “Kedi Masalları”nın ortaya çıkması bir ihtimaldir, eğer ki bununla son bulmuşsa, bu sadece bir “Masal”dır.)

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: