Karanlıksa, gökyüzü karanlıktı. Karanlıksa, çıplak dalların, zayıf bedenleri karanlıktı. Karanlıksa, gökyüzünden çaldığı her bir renkle aydınlanan denizler karanlıktı. Karanlık olan, kalplerde gizlenmiş, kabuk tutmayan yaralardı. Oysa herkes, kargaların karanlığından bahsetti.

Dile gelen kolay söz, geceyi kanatlarında taşıyan kuşları taşladı. Ölüm ve toprağın altına ait her şey, yedi katlı cehennemin yedi çeşit sülfürü de, onlara atıldı. Ait olduğumuz toprak, mermer taşlarla bezendiği sırada, rüzgâr sert esmiş olacak, birkaç damla yağmur düşmüş. Bulutlar, ezelden bu yana siyaha bürünmüş. Şimşek dahi her zaman toprağa düşmüş ancak korktuğumuz, sevmediğimiz her şey, kargaların suçu görülmüş. Kendi uğursuzluğumuz, kötü kalbimizin evrende yarattığı yankı ve bu yankının yıldızlara çarptıktan sonra hayatımıza düşüvermesi. Ellerimize bulaşan haksızlık, dillerimize takılan arzular, gözlerimizden akan kâbuslar, herkes uyurken el ele vermiş. Olasılığını düşünmekten korktuğumuz dertler halinde, güneşin hüküm sürdüğü saatler içerisinde hayatlarımıza girmiş. Gündüz yaşadığımız kâbuslar olarak, geceleri uykusuz bırakmış.

Var olan, var olmuş, var olacak her yanlış, kendimizden başka birilerine atılmış da yüklerimiz hafiflemiş. Yüklerin en karanlığı, belki kanatlarında görünmez diye, kargalara atılmış. Aslında bir günah işlenmiş, doğmamış çocukların dâhil edildiği. O çocuklar doğduklarında, görmedikleri torunlarına, aynı günahı işletmiş. Göklerin en güzel kuşu, çirkin ilan edilmiş. Farkı olanın çirkin olduğu bir dünyada, aynada görmek istemediğimiz her şey, uğursuz diye betimlenmiş. Kara kuşlar, üzerlerine atılmış günahları haykırdığındandır belki, seslerinden nefret edilmiş. Adından korkulan uğursuzluk, yalanlarımızdan bir girdapla, sırtımızda dans ederken, kargalar, her sabah güneşin geldiğini haber vermiş. Kurtulduğumuz bir diğer geceyi ve uyandığımız bir diğer sabahı, ilk onlar selamladığından belki de, herkes buna da laf etmiş.

İsteklerimizi yerine getirmesini umduğumuz kırmızı böceklere, elimize konduklarında söyleyelim diye şarkılar bestelenmiş. Bir kırıntının, bir ömür vefasını taşıyabilen kara kuşlara, bir mırıltı verilmemiş. Onlardan öğrenilmesi gereken hiçbir şeyi öğrenmezken, varlıkları lanetlenmiş. Her ne olursa olsun, her bir karga, gözlerimizin ortasında duran siyahtan daha karanlık olmadıklarını bilmiş. Bundandır, ancak nefes almadığımız yerlerde kol gezmiş.

 

– Azra Şenyüz

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: