ÖZET

Bu çalışmada Ebû Abdullah Muhammed İbn Battûta Tancî’nin İbn Battûta Seyahatnâmesi ele alınmıştır. Ortaçağ’daki seyyahların önde gelen ismi olan Battûta küçük yaşta başlayıp 28 yıl süren gezilerini, bu geziler sırasında tanıklık ettiği türlü olayları, seyahat ettiği ülkelerdeki bütün detayları gözler önüne sermiştir. Hiçbir ayrıntıyı atlamayan Battûta seyahat ettiği ülkelerin; hükümdarlarını, bu hükümdarların nasıl tahta geçtiğini, gelenek göreneklerini, âdetlerini, yemek yeme usullerini, giyim kuşamlarını, hükümdara nasıl selam verildiğini, bulunduğu yerde nasıl abdest alıp nasıl namaz kılındığını, âlimlerin kerametlerini, şehrin bayramlarını, şenlik ve merasimlerini hatta cenaze törenlerine kadar ele almıştır. Bu ülkelerin önemli bilginlerini, fakihlerini, dervişlerini ve bu insanlarla yaşadığı olaylara yer vermiştir. Battûta; bu ülkelerin fiziksel yapısını, bulunduğu ülkeye nasıl gidildiğine dair anekdotlar paylaşarak o ülkeye seyahat edeceklere de bir tavsiye vermiştir. Seyahat ettiği yerlerde gördüğü muameleyi, misafirperverliği, hükümdarlarından aldığı hediyelere de kitabında yer vererek bu ülkeleri objektif bir bakış açısı ile değerlendirmiştir. Seyyah Battûta gezisi sırasında birçok kez hac görevini yerine getirmiştir. Battûta gezdiği yerlerde sosyal hayatını da aksatmamış, evlilikler yapmış, çocuğu olmuştur. Battûta’nın ayak basıp gezdiği yerlere bakacak olursak; Mısır, Gazze, Kudüs, Halep, Dımaşk, Mekke ve Medine, Bağdat, İran, Anadolu, Kostantiniye(İstanbul), Horasan,  Afganistan, Hindistan, Dihlî, Maldiv Adaları, Çin, Fas, Endülüs gibi önemli şehirlerdir. Battûta, anılarını sultanın isteği üzerine kâtip İbn Cüzeyy aracılığıyla yazıya aktarmıştır. İbn Cüzeyy de bazı eklemelerle yazılanları desteklemiştir. İbn Battûta herhangi bir alanda derinleşmeden başladığı seyahatinde kendini donanımlı bir seyyah olarak yetiştirmiş, hükümdarlarla olan münasebeti ile çeşitli diplomatik görevlerde bulunmuş, birçok ülkede kadılık yapmış ve kadı yetiştirmiştir.

Kitabın başlığı, içeriği, dil, üslup, yazarın hayatı, yazıldığı yıllarda içinde bulunulan durum göz önünde bulundurularak incelenip,  tahlil edilmiştir.

Anahtar Kelimeler:  Seyahat, Kültür, Gelenek ve Görenek, Gezi.

 

GİRİŞ

İbn Battuta Seyahatnamesi – Vikipedia

Arapça kökenli seyâhatnâme kelimesinin sözlük anlamı; bir yazarın gezip gördüğü yerlerden edindiği izlenimleri, bilgileri yansıttığı yapıttır. İbn Battûta 22 yaşında toy bir genç iken çıktığı seyâhatiyle dünya tarihinin en çok tanınan, bilinen seyyahlarından biri olmuştur. İbn Battûta seyahati boyunca gezip gördüğü yerleri en ince ayrıntısına kadar okuyucu ile paylaşmış, yaptığı etkileyici betimlemeler ile akıcı bir üslubu yakalayabilmiştir.

İbn Battûta gezip gördüğü yerlerin rotasını, hangi araçla gittiğini ve alternatif ulaşım araçlarından bahsetmiştir. Böylelikle bahsi geçen şehre gitmek isteyen kişi bu yazılanları kendisine rehber edinebilir.

İbn Battûta şehrin güzelliklerini anlatırken duru bir dil kullanıp betimlemeleri ile o yeri okuyucunun gözünde canlandırmıştır.

İbn Battûta kitabı iki ciltten oluşup bu ciltler tek kitapta toplanmıştır. İlk cilt Afganistan seyahati ile son bulmaktadır. Bunu takip eden ikinci cilt Hindistan ve Çin ile devam etmektedir. İbn Battûta ağzından yazılan anlatılar İbn Cüzeyy’in eklemeleri ile desteklenmektedir. Konusu, ilgili her insana hitap etmekle birlikte dili ve kitabın hacmi dolayısıyla üniversite düzeyine hitap etmektedir.

Kitabın sonunda bulunan 525 tane anekdot ise okuyucuya sunulan, kitap okurken aynı zamanda kafalarında soru işareti bırakmasına müsaade etmemektedir. Bu anekdotlar bazen bir tarihî vaka, bazen bir âlimi tanıtmak bazen ise bilinmeyeceği düşünülen kavramlardan oluşmaktadır. Okuyucuya yol gösteren bu bilgiler kitabın donanımlı bir rehber olduğunu göstermektedir.

İbn Battûta kitabına asıl canlılık katan; kitabın sonunda bulunan renkli ve açıklamalı haritadır. Bu haritaya İbn Battûta’nın yol haritası demek doğru olur. Çünkü İbn Battûta’nın yola çıktığı şehirden başlayıp, aşamalandırılarak izlediği rota gösterilmiştir. Kitap okurken aynı zamanda haritayı açıp bahsedilen yerleri takip etmeniz mümkündür.

 

BULGU VE YORUMLAR

Dostu İbn Cüzeyy,  İbn Battûta için “İslâmın Seyyahı” olduğunu söylemiştir. Bu yakıştırmayı yapmakla pek de haksız sayılmamaktadır. Çünkü İbn Battûta en az 60 hükümdar, sayısı belirlenemeyecek kadar vezir, kadı, fakih, derviş ile tanışmış, 2 bin civarında âlimin mezarlarını ziyaret etmiştir.

İbn Battûta, şehir ve yapı tasvirlerinde oldukça başarılıdır. Onun bir yeri anlatışı şöyledir:

‘‘Kâbe, mescidin ortasında küp şeklinde bir bina. Yüksekliği üç taraftan da yirmisekiz arşın. Kâbe’nin kapısı, Hacer-i Esved ile Irak Köşesi arasındaki cephede yer alıyor. Kapıyla Hacer-i Esved arası on karış. İşte oraya Mültezem adı veriliyor. Duanın kabul edildiği yer olarak biliniyor. Kapı sanatkârane bir şekilde yapılmış gümüş levhalarla kaplıdır. Kâbe’nin içi renkli mermerle süslenmiştir. Duvarları da öyle Abanoz’a benzeyen ve sac adı verilen ağaçtan yapılmış üç uzun sütunu var. Kâbe’nin üzerindeki örtü ipekten yapılmış, üzerindeki yazılar beyaz simli harflerle işlenmiştir. Işıl ışıl parlar. Ta yukardan yere kadar Kâbe’yi örter’’(Battûta,2018:138).

İbn Cüzeyy ise İbn Battûta anlattıktan sonra o yer ile ilgili şiir ve alıntılar ile desteklemiştir. Onun eklediği şiirlerden biri şöyledir:

 

Sonsuzluk bahçesi yeryüzündeyse

Dımaşk olmalı bu, başka yer değil!

Eğer gökteyse elbet bu şehir,

Sevgisini ve tıynetini almıştır göklerin!

Ne güzel bir şehir ve ne lütufkâr Rab,

Sabah akşam fırsat bul, bu diyarda kal’’( Battûta,2018:95).

 

Kitapta dikkat çekici bir diğer nokta İbn Battûta’nın kötü ya da iyi olay ve durumlar karşısında hep dua etmesidir. Kötü durumlardan Allah’a sığınmış, iyi durumlar içinse Allah’tan mükafatlandırma dilemiştir.

 

Bazı şehirlerin âdet ve geleneklerini aktarırken İbn Battûta çok etkilendiği gibi okuyucuyu da etkileyen yerler vardır. Bunlardan birisi şu şekildedir:

‘‘Bağdat’ın hamamları hem bakımlı hem de çok. Genel olarak çatıları ziftle kaplandığından uzaktan bakan siyah mermer zannediyor! Bu madde Kûfe ile Basra arasında sürekli kaynayıp akan bir sıvıdan temin edilir. Her hamamda küçük odalar bulunuyor. Bütün odalarda iki mermer musluk var; birinden sıcak, diğerinden soğuk akıyor. Herkes ayrı bir odada yıkanır; yıkananın izni olmadan başka biri oraya giremez. Odanın bir köşesinde  boy abdesti almaya elverişli küçük bir havuz da bulunur. O havuzda sıcak ve soğuk su muslukları vardır. Hamama girene üç peştamal verilir. Birini girerken, diğerini de çıkarken kullanır. Üçüncüsü ise kurulanmaya yarar. Bu denli ince düzeni Bağdat’tan başka yerde görmedim’’(Battûta,2018:219).

İbn Battûta ülke ülke, şehir şehir gezmiş, buraları bütün gerçekliğiyle ele almaya çalışmıştır. Öyle ki bu şehirlerden güzelliğiyle övdüğü kadar çirkinliğiyle yerdiği yerler de vardır. Bu okuyucu adına iyi bir şeydir. Çünkü anlatılarında, şehri tanıtmasında yazarın objektif bir bakış açısına sahip olduğunu göstermektedir. Böyle yerdiği şehirlerden bir tanesi Afrika’nın Zeyla şehridir. İbn Battûta bu şehir için şunları söylemiştir:

‘‘Zeyla ahalisi siyah tenli olup çoğu Râfızî’dir. Geniş bir alanı kaplayan Zeyla şehrinin gerçekten büyük bir çarşısı var. Ama buranın, yeryüzündeki mevcut şehirlerin en pisi olduğunu söyleyebilirim! Ortalık balıktan geçilmiyor. Sokaklarda boğazlanan develerin kanları etrafa pis koku yayıyor! Oraya vardığımda tehlikeli olmasına rağmen denizde gecelemeyi tercih ettik; gemide kaldık, pis olduğu için girmedik şehre’’(Battûta,2018:245).

 

İbn Battûta öyle bir seyyahtır ki gittiği, gezdiği şehirlerde aynı yolu kullanmamayı kendine ilke edinmiştir. Bunu kendisinin bir âdeti sayan Battûta böylelikle farklı deneyimler elde etmiştir.

 

İbn Battûta gezdiği yerlerin mimari özelliklerinin yanı sıra halkının huyunu, yaklaşımını da ele almıştır. Gittiği hiçbir yerde kötü muamele görmemiştir. Sevilip, sayılan hükümdar tarafından da ilgiyle ağırlanan bir gezgindir. Kitabında söz konusu olan halkı ele alış biçimi ise bahsi geçen şehrin insanının samimiyetini gözler önüne seriyor. Böyle zikrettiği şehirlerin halkından şöyle bahsetmiştir: ‘‘Basra halkı, güzel huyludur. Yabancıya yakınlık gösterirler, haklarını çiğnemezlez. Buraya gelen hiçbir yabancı, gurbet ve yalnızlık çekmez, yad elde kaldım diye korkmaz’’ (Battûta,2018:185).

 

İbn Battûta’nın ayak bastığı şehirlerden birisi var ki; burada yapılan bir cenaze ritüeli oldukça sarsıcı. Şiraz’da yapılan bu mezar türbelerini Battûta şu şekilde ele almıştır. ‘‘Bahsettiğim bu kabirlerin hepsi umumi mezarlığın büyük bir kısmı gibi şehrin içinde. Çünkü bu yörede bir kimsenin oğlu veya hanımı vefat edince evindeki odalardan birini türbe yapıp oraya defnederler! Odayı hasır ve kilimlerle döşeyerek ölünün baş ve ayak tarafına bir sürü mum dikerler. Ev halkı türbeye iyi bakar. Her yanını döşedikten sonra kandillerini yakar ve adam ölmemiş gibi davranırlar’’( Battûta,2018:210).

Kitap da yer alan bir başka ilginç ölüm hikayesi ise Hindulara ait. Burda eşleri ölen kadınlar, eşlerine sadıklığını, vefalarını göstermek adına kendilerini yakarak hayatlarına son veriyor.

 

İbn Battûta’nın gezdiği Müslüman ülkeleri arasında Anadolu da vardır. İbn Battûta Müslüman Türkler ile  de münasebette bulunmuş, onları da Seyahatnâmesi’nde geniş bir yelpazede ele almıştır. Anadolu ayak bastığı şehirlerde tek tek anlatmış, hükümdarlarını,  taht kavgalarını, sunulan hediyeleri, ahîlik teşkilatını, misafirperverliklerini, yardımseverliklerini anlatmış bunları takdir etmiştir. Anadolu’da gittiği şehirlerin eski adlarını kitabında zikretmesi ise anlatının dikkat çekici olmasını sağlamıştır. Anadolu’da ayak bastığı bu şehirlerden bazıları: Ekrîdûr (Eğridir), Nekde (Niğde), Kaysârya (Kayseri), Amasya, Sivas, Kümiş(Gümüşhane), Erze’r-Rum(Erzurum), Yezmîr (İzmir), Mağnîsi(Manisa), Balîkesrî (Balıkesir),  Kastamûnya gibi şehirlere gitmiş buralarda konaklamış, gözlemlerini,  tanık olduğu olayları yazmıştır.

 

Türklerle ilgili bahsettiği birçok şeyden en dikkat çekici olanı Türklerin verdikleri cezalar… Türkler özellikle hırsızlıkla ilgili çok ağır cezalar verip bu keskin tavırlarını asla kaybetmeyip yumuşamadıklarından bahsetmiştir. İbn Battûta bu cezalara şu şekilde değinmiştir: ‘‘ Türklerin hırsızlıkla ilgili cezaları çok ağır. Hayvan sürüleri bekçisiz, çobansız otlayabilmekte. Yanında çalınmış bir hayvan bulunan, onu iade  etmeye ve  çalınan hayvanın türünden dokuz adet bulup sahibine vermeye mecburdur! Eğer bunu ödeyecek gücü yoksa çocukları alınır! Çocuğu da yoksa koyun boğazlanır gibi öldürülür’’ (Battûta,2018:312).

 İbn Battûta’nın Müslüman Türkler ile ilgili etkilendiği bir diğer husus ise Türk hükümdarlarının selam verişi. Bu selam Battûta’yı etkilemiş, ülkede saygı ve hoşgörünün hakim olduğunu anlamıştır. Battûta Türklerin selamına dair şunları not etmiştir: ‘‘ Bu ülkede hükümdarların şöyle bir adeti var: Uzaktan gelen biri onunla karşılaştığında beriki bineğinden iniyorsa o da iniyor! Gelen yolcunun gösterdiği saygı, bu sultanların da saygılı davranmalarını gerektirecek bir memnuniyete kapı aralar! Selâmın at üzerinde verilmesi hoş karşılanmaz. Memnuniyetsizliğe, ardından da yolcunun felaketine sebep olur’’(Battûta, 2018: 284).

 

İbn Battûta’nın göz ardı etmediği konulardan birisi de kadınlara verilen değer ve onlara duyulan saygıdır. Hangi ülkede olursa olsun gözlemlerine dayanarak kadınların önde tutulduğu toplumlarda bunu muhakkak belirtmiştir. Kadınların toplumdaki yerini yadsımamak ve ötekileştirmeden anlatmak onun başarı merdivenine bir taş daha eklemesine yardım etmiştir.

 

İbn Battûta, yolculuğundan söz ederken gittiği yerlerin hava koşullarından da bahsetmiştir. Böyle yapması yine o şehre seyahat edecekler için  tavsiye niteliği taşımaktadır. İbn Battûta Bizans’tan çıkıp Mâverâünnehr’e doğru yol aldığı sırada orada yaşadığı soğukları betimleyişi övülmeye layıktır.Bahsi geçen soğuklardan İbn Battûta şu şekilde söz etmiştir: ‘‘ Soğukların en şiddetli olduğu günlerdi, ben üç kat kürkle biri astarlı iki şalvar giyiyordum! Ayaklarımdaki yün çorapların üstünde keten astarlı başka bir çorap vardı. Ateşin başında sıcak su ile abdest alabiliyordum. Yere bir damla su düşse çat diye buz kesiliyordu! Yüzümü yıkadığım zaman sakalım donuveriyor, çenemi oynattırdığım zaman kar taneleri dökülüyordu! Burnumdan sızan sular bıyıklarımda katılaşıyordu. Çok giyindiğimden, doğru dürüst inip binemiyordum; ancak adamlarım arabaya yerleştirebiliyordu beni’’( Battûta, 2018: 341).

Gezdiği ülkelerin coğrafyası, ekonomisi ,kültürel yapısı, tarihi hakkında geniş bilgiler veren İbn Battûta’nın seyahati  28 yıl sürmüştür.Kadılık görevindeyken bu dünyadan göçmüştür.

 

SONUÇ

İbn Battûta Seyahatnâ           mesi,  gezi yazısı türünde iki ciltten oluşan bir kitaptır. Ortaçağ’ın en ünlü seyyahı İbn Battûta gezdiği ülkeleri anlatmıştır. Bu ülkelerde tanıklık ettiği onca şeyi dilinin döndüğünce aktarmaya çalışan ünlü gezgin adını bu kitap ile duyurmuş, dört bir diyarda namı yürümüştür.

İlgililerin merakla okuduğu bu kitabın içinde çeşitli notlar, âdet ve gelenek görenekler, ritüeller, şehrin mimari ve fiziksel yapıları, ünlü yiyeceği, halkın yaklaşım biçimi, törenleri gibi birçok detay yer almaktadır.

İbn Battûta’nın Allah’tan tek dileğinin yeryüzünü dolaşmak olduğunu ve bunu da Allah’ın ona nasip ettiğini bildirelim.

 

– Esin Gülez

 

KAYNAKÇA

Battûta,M.(2018). İbn Battûta Seyahatnâmesi(Çev.Sait Aykut).İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: