Ölmek hiçbir şeye yaramayacak, ama yaşamak neye yarayacak ki?” 

Bu söz, Rus şair Sergey Essenin’e ait. Söz konusu şairi ve sözü anlamlı kılan şey, şairin bu sözle özetlediği yaşamına intihar ederek son vermiş olması kadar, yolunun modern dansın kurucusu olarak kabul edilen Isadora Duncan ile de kesişmiş olmasıdır . Essenin’in gözleri görmese de, ölmenin de, yaşamanın da bir şeylere yaradığı Duncan’ın hayat hikâyesiyle son derece ilginç ve bir o kadar da trajik şekilde örneklendirilecektir.

Duncan, 1877 yılında müzik öğretmeni bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Annesi ve babası ayrılınca annesinin yanında büyür. Büyürken çok ciddi bir yokluk çekmesine rağmen müzikal bir hayat sürme fırsatı olur. Bu müzikal yaşam onu günümüzde modern dansın kurucusu olarak tanımamıza ön ayak olur. Klasik konser müziğini dansa dönüştüren Duncan’ın ilk denemeleri Amerika’da hiç beğenilmez. Duncan, vücudunu saran şeffaf kıyafetler ve çıplak ayaklarıyla dans ederken klasik baleyi reddediyor, Yunan güzellik ideali temelinde antik çağın danslarını yeniden canlandırmaya çalışıyordu. “Siz hiç parmak uçlarında yürüyen insan gördünüz mü?” diyerek de tutumunu açıkça belli ediyor ve dansın bir Dionysos ayininin görkemimi taşıması gerektiğini savunuyordu.

Amerika’da hakettiği ve beklediği ilgiyi bulamayan Duncan, annesi ile birlikte rotayı kıta Avrupasına çevirince başarıyı bulur. Londra, Paris, Berlin ve Moskova gibi merkezlerde edindiği başarı sayesinde çıktığı turnelerle pek çok yeri gezme şansına sahip olur. Kız kardeşi Elizabeth ile birlikte Berlin’de bir bale okulu kurarak burada çocukları ruh ve beden yönünden eğitmeyi amaçlar. Ömrünün bu aşamasında, aktör ve yönetmen Edward Gordon Craig’e aşık olur. Çocukluk yıllarında çektiği acılardan hep babasını sorumlu tutan Duncan belki de bu yüzden evlilik fikrine hep soğuk yaklaşır. Ancak geleneksel aile ve evlilik fikrine karşı duruşu onu âşık olmaktan ve kendi kadın dünyasını keşfe koyulmaktan alıkoymaz. Craig’den bir kız çocuk sahibi olduğu gibi, sonraki aşkı Paris Singer ile de üç yıllık bir beraberlik yaşar ve bu birliktelikten de bir erkek çocuk dünyaya getirir. Ne var ki, iki çocuğunu Paris’te bir araba kazasında kaybederek büyük bir yıkıma uğrar. Seine Nehrine düşen arabada iki çocuğu da boğularak can verir.

Bu olayın ardından benliğini dansı ile dolduran Duncan’ın yolu Rusya’ya düşer.  1922 yılında Rus şair Sergey Yesenin ile evlenir. O dönemde Yesenin henüz 26 yaşındadır ve sevgililerinin genç vücutlarında belki de kendi ölümsüzlüğünü arayan Duncan bir kez daha mutluluğu yakalamış görünmektedir. Her ne kadar eski ününü ve görkemini kaybetse de Yesenin ile birlikte sahneye çıkarlar. Ancak boynuna sürekli kızıl bir şal bağlayan Duncan, gittiği her yerde Sovyet rejimini övmekte ve bir aktivist gibi hareket etmektedir. Hatta Amerika’da yaptığı bir gösterinin ardından şalını sallayarak; “İşte kızıl! Ben de öyleyim! Yaşamın ve kuvvetin rengi budur! Siz de bir zamanlar vahşiydiniz! Sizi evcilleştirmelerine izin vermeyin!” diye bağırır. Bu devrimci tavrı, şeffaf kıyafetleri antikomünist ve muhafazakâr Amerikalıların tepkisine yol açınca Amerikan vatandaşlığından da çıkarılır ve yeniden Rusya’ya döner. Ancak mutluluk yine uzun sürmez Duncan için. Kendisi Paris’teyken eşi Yesenin’in intihar haberini alır. Artık yaşı ilerlemiş, eski popülaritesini yitirmiş, parasız ve yalnız bir kadındır.  Geçmişini kirli bir çuval gibi omuzlarında gezdiren Duncan’ın yaşamına sığdırdığı trajediler, Yesenin’in intiharıyla da son bulmaz. 50 yaşındayken Nice’te bir hayranının spor arabasına biner, boynundaki kızıl şal arabanın tekerleğine dolanır ve boynu kırılan Duncan orada hayatını kaybeder. Arabalara duyduğu tarifsiz sevgi hem çocuklarının hem de kendisinin canına mal olmuştur.

Ünlü Brave Heart filminde William Wallace, “Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz” diyordu. Yazının başında alıntılandırdığımız Yesenin sözünü William Wallace’nin aforizması ve Duncan’ın hikayesiyle birleştirince yaşamanın ve ölmenin anlamı daha da belirginleşiyor.

 

Süleyman Demir

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: