“Hayatlarında doğru ipi ilk tahminde çekenler için nefes almak kolay.”

 

Yattığı yerden takımyıldızlarını seyrederken söylemişti bunu. Aramızdan bir meteor geçmişçesine sarsıldı bedenim. Sadece benim görebildiğim. Katile karşı maktul rolünü oynadığını ilk kez o an anladım. İnsan, kendi ölümünü bal gibi hissediyormuş. Burun kemiğini dağlayan bir koku yapışıyor üstüne. Bu “o” diyorsun. Daha önce görmesen dahi ana rahminden beri kokusunu biliyor gibisin onun. Nasıl ve neden demeden. Biliyorsun işte. Gelince anlıyorsun. Gidişini zaten görmüyorsun. İki kolunu ensesinde birleştirip gökyüzünde tek noktaya bakarken ağzından çıkan on sözcük içine bulaşmıştı çiğ kokusu. İç sesime güvenmem gerektiğini yine ilk kez o an anladım.

 

Çayı şekersiz ve imamdan hallice içtiğimi bilirdi. Bardağın neredeyse tamamını dem doldurup içine iki kaşık şekeri boca ederken yine de ses etmedim. Yakası iliklenmemiş hikâyesinde rolümün ana karaktere yükseldiğini ilk kez o an anladım. Hayatımıza giren insan kadar heybetli bir sessizlik çöktü aramıza. Önümüzde bekleyen iki çay, şekeri kendi gayretiyle eritirken biz de sessizce kendi acılarımızı içimizde eritiyorduk. Bir yerde sessizlik insanı delercesine olursa başka bir yerde kız doğar batıl inanışını haklı çıkarmamak isteğiyle çayı tek seferde mideme yuvarlayıp bardağı sert bir hamleyle taş zemine bıraktım. Çıkan ses, ruhumu kütürdetti. Tahminimden yüklüce birbirimize yakın olduğumuzu ilk kez o an anladım. İki rahatsız ruhun birbirine aşina olduğu türden bir yakınlıktı bu. Yere serili, renklerinden koparılmış yirmi yıllık kilimin şahit olduğu ilk yakınlık. Evlilik. Bir de düşük.

 

Dökmeye çalıştığım yarı düzgün Türkçe’mle söyleyeceklerimi bir müddet dilaltımda beklettim. Baharatlı bir et burnuma yaklaştırılmış da sonradan geri çekilmiş gibi hevesim beş hecelik cümle içinde asılı kaldı.

 

“Ben gidiyorum.”

 

 

“Merhaba”, “adın ne?” ya da en hisli olanından “seni seviyorum” demeyi öğrenmekle başlar insan bilmediği dile. En azından alışılmış olan budur. O gün evden çıkarken ayaküstü bana öğrettiği cümlenin ayrılığı çağrıştırmasına kızmıştım. Büsbütün incinmişti yüreğim. “Ne var canım bunda? Uygulamalı öğretiyorum işte sana dili, daha ne istiyorsun?” diye eklemişti sesini sinema aktrislerine benzeterek.

 

Bildiğim ilk Türkçe cümle içine yığınla anının sığabileceğini ilk kez o an anladım.

 

 

“Geçen gün yaptığın kek duruyor mu?”

 

Gidecek olan o değilmiş, hep kalacakmış gibi aitlik ve yaşanmışlık belirten sorusunu harlı harlı mideme dikti. Gözlerini başka yöne çevirip konuşmasıyla kemiklerimi yaran sinsi bir dürtü harekete geçti içimde. Aramızdaki mesafenin sandığımdan uzun olduğunu ilk kez o an anladım.

 

İnsanlarla konuşurken göz temasının önemli olduğunu dile getirirdi hep. “İki çift göz birbirine değmiyorsa o işte iş var. Anladın mı cimcime?” demişti bir kez beden dilini kendi üslubuyla bana anlatmaya çalışırken. On dört yıl geçmiş bu ders üzerinden. Geçen yıllar, şimdi burada, geçip geldiği yerlerden gördüklerini tanıdığı emektar dostu püsküllü kilim üzerine iliştirdi. Kilimin rengi biraz daha sarıya kaçtı.

 

“İki dilim kalmış olacak. Ceviz de vardı sabahtan kırdığım. Sen seversin.”

 

Dudağımın kenarında beliren hüznü, dil ucumla sıyırdım. Yüzündeki çizgilerin başka bir hikâye yazmak için yola koyulduğunu ilk kez o an anladım.

 

“Devrimci bir hareket gerçekleştiriyor kocan daha ne istiyorsun?”

“İstemiyorum devrim mevrim ben.”

“Cimcimem kırılmış mı bana?”

 

Ne güzel kırıyor, ne güzel toparlıyor ardından öteberiyi. Neşesini geçtim, hüznünü de alır koynumda saklardım bu adamın. Sakladım da. Salamura şişesine sıkışmış gibi dip dibe geçecek bir ömrü onsuz, onunla yaşadım. Yazmayı pek sevmezdi. Huyunu hiç değiştirmedi. Gittiğinden beri her yıl bir kez mektup gönderdi. İlkinde “ben iyiyim”, ikincisinde “artık başka yerde kalacakmışım”, sonuncusunda “bu soğuk duvarlar ciğerime yapışıyor” lu tekli cümlelerle en azından hayatta olduğunu bildim.

 

Sonraki yıl mektup gelmedi.

 

Asıl gitmenin, o sustuğunda olduğunu ilk kez o an anladım.

 

Özlem Yavuz

Kimler Neler Demiş?

İlk yorum yapan sen ol!

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: