Bir birey olarak bakıldıkları zaman yüz kızartıcı derecede önemsiz olan su tanecikleri, güçlerini birleştirmeye karar verip anlamlı olmak konusunda vasat fakat boyut konusunda tatmin edici bir bütün haline gelmişlerdi. Dünyada soluduğu ilk havadan beri aldığı her nefesi bu tanecik bütünün üzerindeki kayığında alan adam, ömrü boyunca bu bütüne bir an olsun dahil olmamak için elinden gelenin fazlasını yapmıştı. Canı ne serinlemek isterdi ne de su içmek. Soluduğu her nefesin hizmet ettiği tek amaç, kayığının üzerinde su taneciklerini bir mermi gibi fırlatacak fırtınalardan kaçarken tenini asla ıslatmamaktı. Verdiği çabalar en azından bu davasında şimdiye dek yüzüne gülüyor, günlerini suya temas etmeden geçirmesini sağlıyordu. Ancak bir diğer gayesi olan yalnızlığının ilacını henüz bulamamıştı. Her tarafı sonsuzluğa kadar uzanan dünyayı fırtınaların elverdiği kadarıyla belki binlerce kez turlamıştı. Fakat en ücra köşelerde bile kendisini bekleyen tek bir kayık, canlı veya cisimle karşılaşamadı. Gözlerini kapatıp etrafında başka kayıklar, üzerlerinde insanlar hayal ettiği günlerden biriydi. Her zamanki gibi dalgalar homurdanmalarının hararetini arttırdı ve tüm kayıklar battı, insanların suyun altına gömüldü. Temas etme korkusundan ötürü kuşandığı çekingenlik kalkanıyla su yüzeyine baktığında aşağıda ne olup bittiği yerine kendi suratının teneke bir yansımasını görüyordu. Yansımasının arkasında duran karanlık lekeyi fark ettiğinde ise üzerindeki çekingenliğin yerini aceleyle endişe yer aldı ve arkasından gelen fırtınadan kaçmak için hızlıca kürek çekmeye başladı. Bir süre ilerledikten sonra önündeki ufkun, arkasındaki yüzeyin sudaki yansımasıymış gibi karardığını gördü. Kayığı can havliyle sola kırdı. Henüz birkaç küreklik yol almıştı ki, kafasını kaldırdığında bu yöndeki bulutların tehditkarlık konusunda aşağı kalır bir yanı olmadığını fark etti. Sanki teni ıslanıyormuş gibi hissetmeye başladı ve dehşet içerisinde kayığı gerisin geri döndürüp kaçmaya başladı. Kolları sızlıyor, nefesi gittikçe hızlanıyordu. Gözlerini açık tutmak için harcadığı enerjiyi vücuduna yükleyerek ilerlemeye devam etti. Göz bebekleri, göz kapaklarının arasından bir anlığına sıvıştığında hemen karşısında devasa bir bulutun, altındaki su kütlesini damlalar ile dövdüğünü gördü.

 

***

 

Yüzeyden gelen ışığı kesen gölge, suyun içerisine gittikçe hızlanan ritmik dalgalar yayarak kuzeye doğru seyrediyordu. Bu gölge, gördüğü hiçbir canlıya benzemiyordu. İçinde oluşan itici bir his onu bu cismin arkasında bıraktığı çizgiyi takip etmeye sürükledi. Bu doğaüstü olay, o kadar canlı arasında gelip onu bulduysa bunun özel bir sebebi olmalıydı. Etrafına baktığında ne bir balık, ne de bir insan gördü. Derinlerde birkaç apartman vardı ama ortalık sessizdi. Yüzgeçlerini ahenk içinde sallayarak kendini suyun altında ittirmeye başladı. Suyun tabanındaki betondan apartman zar zor ayırt edilir bir hale geldiğinde, yüzeydeki cisim batıya döndü. Vücudunu saran merak dürtüsüne yenik düşmüştü fakat bu duruma dair bir memnuniyetsizliği yoktu. Büyük bir hevesle kafasını yukarıdaki gölgeyle beraber önce batıya ardından doğuya doğru büktü. Gölge, iki yana açılmış sert ve hareketsiz parçalarını suyun üstüne çıkarıp altına vurdukça solungaçları heyecanla doluyordu. Bir süre sonra yukarıdaki cisim durdu,ve iki yanındaki parçaları suyun altına bıraktı. Ön tarafında geniş bir gövde barındıran uzun çubuklar, suyun altına doğru batmaya başladı. İçindeki heyecan, suyun derinlerine inen çubukları takip ettikçe bir yerden sonra frenleyici bir korkuya dönüşmüştü. Artık daha derine inmesi için merak, tetikleyici bir duygu olarak yetersiz kalıyordu. Fakat içinden gelen bir ses, okyanusun onu seçtiğini söylüyordu ve bu gerçeği inkaredecek değildi. Yukarıdaki toprağın iliğini kurutan onca insan suyun altında gezerken bu gölge onları değil, bir balığı seçmişti. Derine indikçe su rengini kaybediyordu ve okyanus tabanında güneş ışığının vurduğu nokta daha belirgin bir hale geliyordu. Kendi içinde üretmeye çalıştığı cesareti bir yakıt olarak kaslarına aktarıyor, basınca karşı kendini ittirmeye devam ediyordu. Solungaçları yanarken kendine, kayalıklar arasında saklanan balıkların umudunu anımsatmaya çalışıyordu. Okyanus, dünyayı temizlemek için insanların topraklarını balıklara armağan etmişti fakat o lanetli soy, bu karara direnip suya uyum sağlamıştı. Kimse okyanusun başarısız olduğunu düşünmüyor, herkes balıkları kurtaracağına inanıyordu. Ve şimdi okyanus, balıklara o ikinci şansı vermiş olmalıydı. Nefes almak gittikçe daha güç oldukça, eski günleri hatırladığında içine dolan nefreti oksijen olarak kullanmış ve karanlık zemindeki güneş ışığının aydınlattığı yosun yığınına ulaşmıştı. Kendini bir şekilde yosunların altına soktu. Karşısında taştan bir vana durduğunu gördü. Vananın arkasındaki kayaya kazınmış yazıda “Okyanusu ilk günkü saflığına çevirmek için.” yazıyordu. Tüm gücüyle asıldı ve vanayı kıpırdatamadı. Son bir kuvvet bulmak için insanları düşündü. İnsanların yukarıda bıraktıkları tek huyları, oksijen solumak olmuştu. Vana, balıkların kurtuluş arzusuna daha fazla direnmeyi reddetti.

 

***

 

Her tarafını kuşatmış fırtınalar, ellerindeki su püskürtmeye hazır silahlarını kayıkçının üzerine doğrultmuş, ateş emrini bekliyorlardı. Kayıkçı ise ne yapacağını bilemez bir şekilde, iki elini yüzüne doğru götürüp gözlerini kapattı. Umuda dair en ufak bir kırıntıdan noksan bir halde üzerine üşüşmüş bulutların dağıldığı hayaller kurmaya başladı. Önce dalgalar, bütün hıncının yerini şefkate bırakan bir çocuk gibi usulca çekildi. Kayık sallanmayı bıraktığında gözlerini açtı ve gökyüzünün maviliğini tıpkı hayalindeki gibi, ilk kez bu kadar berrak deneyimledi. Önüne çarşaf gibi serilmiş suyun taşıdığı bir kayık ve üzerinde insan hayal etti. Dalgalar, bu masum hayali incitmemeye karar vermişti. Karşısında kanlı canlı bir insan duruyor, kendisine bakarak gülümsüyordu. Onlarca, yüzlerce kayık ve insan hayal etti. Bir sürü insan etrafa gülümsüyor, mutluluk sesleri çıkarıyordu. Su ise yavaş yavaş geri çekiliyor, geniş bir sırıtış ile bütün yüzeyini insanlara armağan ediyordu. Kayıkçının zihninde aynı anda sayısız duygu olabilecek en şiddetli bir şekilde patlıyor, neredeyse düşünme yetisini kaybetmesine sebep oluyordu. Önce suyun üzerinde, güneşin bahşettiği ışığın en ufak parçasını bile heba etmeden tüm güzelliğiyle parlayan birkaç bitki belirdi. Sonra gözünün önünde varettiği narin kayıklar ansızın altlarındaki desteği kaybetti. Her bir kayık ve insan, büyük bir gürültüyle çamura ve sivri kayalara çakıldı. Kayıkçı, düşünme yetisini hakikaten kaybetmişti. Tüm vücudu kesintisiz bir sarsıntı içerisindeyken paramparça olmuş kayığını terk etti. En yakınındaki insana doğru yöneldi. Kayıkçı, insanları zihninde her zaman kendisine benzer varlıklar olarak resmederdi. Ancak önündeki çamur birikintisine saplanmış bir şekilde gördüğü ilk gerçek insan; düzgünce gülümsemek yerine yerde yatarken bütün uzuvlarını manasızca sallıyor, korkunç bir hırıltı ve ardına kadar açık gözlerindeki dayanılmaz panikle beraber pantolonunu çekiştirdiği kayıkçının üzerine tırmanmaya çalışıyordu. Kayıkçı büyük bir korku içerisinde kendini geriye attı ve yere düştü. Duyduğu ses yığını sağır edici düzeydeydi. Birkaç denemenin ardından ayağa kalktı. Karşısında uçsuz bucaksız karadan bir zemin ve üzerinde yatan sayısız canlı duruyordu. İnsanlar, üzerlerinde kurtulmak istedikleri bir lanet varmış gibi vücutlarını amansızca sağa sola çarpıyor, balıklar ise bütün nefretlerini zemine kusmak istermişçesine oldukları yerde tepiniyorlardı. Bir süre sonra gezegenin üstündeki herkesin takati sona erdi. Kayıkçı kendini yerde yatan hareketsiz bedenlerin arasına bırakmıştı ki, karşısındaki yosunların arasında bir yazı fark etti. Neredeyse sürünerek yosunların arasından geçtiğinde ansızın karşısında beliren bir balık cesetinin verdiği ürperti kendini geriye atmasına sebep olmuştu. Çarpık nefesleri biraz olsun dayanılabilir bir hal aldığında gözüne bulaşmış çamuru sildi ve karşısındaki kayayı süzdü. Güç bela anlamlandırmayı becerdiği yazıda “Okyanusu ilk günkü saflığına çevirmek için.” yazıyordu. Balığın etrafından genişçe dolandıktan sonra yazının altındaki vanaya ulaştı. İçinde kalan son enerjiyi yüklediği vananın dönmesi ile kendisinin yere yığılması bir oldu. Titreyen ellerini yüzüne götürüp gözlerini kapattı ve ilk günkü saflığını düşündü. Önce su taneciklerinin oluşturduğu devasa bütünü hayal etti. Ardından bu bütünün taşıdığı teknesini, üzerinde ise kendisini. Dalgalar, yavaşça homurdanmalarının hararetini arttırdı. Suyun üzerinde savrulan kayığına ne kadar sıkı tutunursa dalgalar o kadar sert çarpıyordu. Birkaç damla su üzerine sıçradı ve bir mermi gibi tenini delip geçti. Üzerindeki şokun etkisiyle kayığını bıraktı ve devrildi. Su tanecikleri adamın vücudunun dört bir yanını sarıp onu bütünlerine dahil ettiler. Kayıkçı ellerini yere vurup gözlerini açtığında, gittikçe çarpıklaşan nefesinin artık tamamen kesildiğini fark etti. Gökyüzünden düşen su damlalarının üzerine çarpıp yavaşça teninden aktığını fark ettiğinde gözleri, içerisine düştüğü dehşetin etkisiyle göz kapaklarını yok edecek derecede açıldı. Ciğerleri patlayacakmış gibi hissediyor, derinlerden gelen bir hırıltı boğazını parçalıyordu. Şişiyormuş gibi hissettiği vücudunu sağa sola savurmaya başladı. En ufak bir duygu kırıntısından noksan bir hale geldiğinde, yerdeki karanlık çamur birikintisinden yükselen yeşil yosunların arasına, ölü balığın hemen yanına yıkıldı ve göz kapakları, gözlerini yok edecek derecede kapandı.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments