Smithereens

“Smithereens”, ekranlara hapsolmuş bir topluluğun can çekişirken çıkardığı cılız ses, Chris’in hikâyesini anlatıyor. Film; sosyal medyadan pek de hazzetmediği anlaşılan taksici Chris’i, grup terapisi ile sebebini henüz bilmediğimiz psikolojik sorunlarıyla başa çıkmaya çalışan sıradan ve tipik şehirli bir insan olarak resmediyor. Chris’in dünyanın en popüler sosyal medya platformlarından biri olan Smithereens ofisinin önünden aldığı yolcu ‘Jaden’ı, şirkette çalıştığını öğrendikten sonra silah zoruyla kaçırıp rehin almasıyla hikâye gerilim ve gizemli bir hal alıyor. Çok geçmeden Chris’in Jaden’ı kaçırma amacının Smithereens şirketinin sahibi Billy Bauer ile görüşebilmek olduğunu öğreniyoruz. Bauer ile uzun uğraşlar sonucu telefon görüşmesi gerçekleştiren Chris’in aslında Smithreens uygulamasını kullanırken yaptığı bir trafik kazası sonucu nişanlısını kaybettiğini ve resmi kayıtların aksine suçu kendinde görerek bir süredir vicdan azabı çektiğini anlıyoruz.

Bağımlılık

Baş karakter Chris’in insanlarla iletişimi, yaşadığı acı tecrübe sonucunda sekteye uğramıştır. Sosyal medya kullanan insanlardan ve platformun kendisinden adeta tiksinti duymaktadır. Kendini sosyal izolasyona tabi tutmuştur. Artık Smithereens uygulamasını kullanmadığı gibi hem bu uygulamadan, hem de onu hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getiren bağımlı topluluktan uzaklaşmıştır. Chris, sosyal medyadan nefret etmektedir. Uygulamanın (Smithereens) nişanlısının ölümüne dolaylı olarak sebebiyet vermesi bu nefretin haklı sebebidir. O, platformun gizli tehlike ve bağımlılık yapıcı etkisinden habersiz insanları, adeta kıskacına aldığını görebilen belki de az sayıdaki insandan birisidir. Filmde bu bağımlılık etkileyici bir biçimde anlatılmıştır. Chris’in arabasına aldığı insanlar onunla doğrudan göz teması kurmazlar, sorduğunu ikinci kez tekrar ettirir, konuşurken gözleri ve zihinlerini muhatabı yerine telefon ekranında –kara aynada- tutarlar. Resmedilen bu bağımlılık türü belki de modern insanın en başat sorunlarından birisidir. Gerçekten de tıpkı madde bağımlılığı gibi günümüzde sosyal medya, teknoloji, internet, akıllı telefon bağımlılığı gibi kavramlardan söz edilmektedir (Savcı & Aysan, 2017). Hatta filmde de değinildiği üzere, insanlarda zevk ve ödül duygusunun hissedilmesini sağlayan dopamin hormonunun salgılanmasında bu bağımlılığın rolü olduğuna dair araştırmalar mevcuttur (Waters, 2021). Sosyal medya uygulamaları, zekice geliştirilen algoritmalar ve sanal-sarmal ergonomisi sayesinde kullanıcılarını bir an bile boş bırakmayacak, sürekli kendine bağlayacak, kendini düşündürtecek, mümkün olduğunca çok vakit geçirtecek şekilde tasarlanmıştır. Bu bağlılık, çoğu insanın başka bir insanla veya varlıkla dahi hiç yaşamadığı türden bir ilişkiyi doğurur. Bu yüzden Smithereens, “Can’t take my eyes off of you: Gözlerimi senden alamıyorum” şarkısı eşliğinde telefonlarıyla yaşadıkları mania (saplantılı aşk)’yı ima eden insan görüntüleriyle son bulur.

Sosyal medya bağımlıları tıpkı iki paralel hayat yaşıyor gibi hem sanal dünya hem de gerçeğinde var olmaya çalışmaktadır. Bu var oluş çabası birbirine geçmiş haldedir ve çoğu zaman sanalı gerçeğini bozan, rahatsız eden, dönüştüren, değiştiren bir seyir izler. Aynı anda birden fazla dünyada bulunma yetisi modern insanın kerametidir. Fakat bu ayrıcalığın bedeli ağırdır; gerçek dünya, sanal dünyanın amansız “dürtmesine” maruz kalır. Bildirimler, profil ve durum güncellemeleri, mesajlar, yorumlar, akış kontrolü, reklamlar ve başa çıkılacak binlerce üye; kullanıcının gerçek dünyasından aldığı zamanı sanal medya ortamında tüketir. İnsanlar ekranlarda yaşarken hayatı kaçırmaya mahkûmdur. Kimi zaman harcanan sadece vakit değil, ömrün kendisidir. Chris’in sanal dünyaya bir anlık kaçamağı, onun için her şeyi geri dönülemez biçimde değiştirmiştir. Smithereens filminin işlediği konu ilk bakışta, alkollü araç kullanma, telefonla konuşma, ya da dikkat dağıtıcı başka bir şeyle ilgilenme türünden arızi hallerin potansiyel riskini anlatmak gibi gözükebilir; fakat bundan ötedir. Film başka bir şey söylemektedir. Chris yalnızca bir yerden başka bir yere araç sürerken değil; hayat yolculuğu esnasında kendinden alıp sosyal medyaya verdiği için hayatını mahvetmiştir.

Tanrılar ve Köleler

Harari, ilkel insandan başlayıp, tanrılaşma iddiasında bulunan modern insanlığın serüvenini anlattığı kitabında günümüz büyük teknoloji şirketlerini antik çağların tanrılarına benzetmiştir (Harari, 2021). Gerçekten de modern tanrılar tıpkı eski zamanlardaki türdeşleri gibi insanları kendisine hizmet eden metalar olarak görmektedir. Sosyal medya şirketleri özelinde bakılırsa birçoğu neredeyse tamamen ücretsiz olan uygulamaların ana gelir kaynağının reklamlar olduğu görülmektedir. Reklam satışlarının yanında günümüzün yeni yerüstü kaynaklarından olan kişisel verilerin işlenmesi ve kullanılması da çeşitli sosyal medya, mesajlaşma vb. uygulamaların neden ve nasıl ücretsiz hizmet sunduğunu açıklamaktadır. Bu durumu ifade eden “Ücret ödemiyorsanız, ücret sizsiniz” önermesi doğru gözükmektedir. “İlgiyi, dikkati” satarak gelir elde eden (D’Amato, 2020) bu şirketlerin nihai olarak insana hizmet ettiği iddiası bir varsayım olarak değerlendirilmelidir. Tersine, insan bu sisteme hizmet etmektedir.

Smithereens’ın sahibi Billy Bauer, Chris ile görüşme isteği kendi personeli tarafından engellenince ona ulaşmak için sahibi olduğu sosyal medya uygulamasını kullanır. Fakat sadece ad-soyad gibi temel bilgilerle Chris’e nasıl ulaşacaktır? Burada teknolojinin büyüsü devreye girer. Bauer uygulamanın, anlaşıldığı üzere sadece kendisine açık olan, “Tanrı modu” özelliğini etkinleştirir ve telefon numarasını bularak Chris’e ulaşır. Bauer, Utah’ta bir kulübede teknoloji detoksu için inzivaya çekildiği çölün ortasından Londra’da bulunan Chris’i farketmiş, onu önemsemiş ve onunla konuşma lütfunda bulunmuştur. Aslında Chris ve onun gibi sayısı milyarları bulan insanlar, Bauer gibi büyük teknoloji şirketi sahipleri için sadece istatistikten ibarettir. Dışarıda insan, birey, anne, kardeş vb. olan insan, sosyal medyada sadece “kullanıcı”dır. Nitelik olarak bir kıymeti yoktur, yalnızca sayısal değeri vardır. Bu bir, kesinlikle biriciklik değildir. Bütün için özünde kıymeti yoktur. Sosyal medya kullanıcısı okyanustaki bir damla gibidir. Ana kütleden birisinin eksilmesi asıl vücuda zarar vermez. Fakat okyanustan alınan bir damla, bütünün bir numunesi niteliğinde iken, milyarlarca kullanıcı içindeki rastgele bir insan, ait olduğu sistemle belki de özünde hiçbir bağı olmayan kıymetsiz bir parçacıktır1. O yüzden filmin sonunda eksilen (ya Chris ya da Jaden) bir kişi, ekranlara yalnızca bir bildirim olarak yansır ve akış içindeki önemsiz bir detay olarak saniyeler içinde silinip gider. Bauer de olayı, kendi deyimiyle “yarattığı” bu sistemin ufak bir arızası, ancak – anlaşılan- sistemin değil insanın kabahati olarak düşündüğünden hiçbir şey olmamış gibi bölünen “sessizliğine” devam eder. Bauer, belki de özünde duyarsız birisi değildir, fakat ortaya çıkardığı şey algoritmayla çalışan, zeki ama kalpsiz bir sistemdir. Bauer’in bu kalpsiz ve “zeki ama aklı başında olmayan” sistemin önerisiyle Chris ile konuşma denemesi duvara çarpar: Chris: “Benimle insan gibi konuş.” diyerek, Bauer’in makineleşmesine tepki gösterir.

Filmde Bauer’in “tanrı modu”nu etkinleştirdiği esnada, Chris’in içinde rehinesiyle beraber yoldan çıkıp sıkıştığı tarlaların görüntüsünü üstten seyrederiz. Bu, her şeye hâkim tanrı bakışıdır. Sosyal medya ve benzeri sistemler gerek birey, gerekse toplum üzerinde sürekli bir gözetim tahakkümü kurar (Trottier, 2016). Bu gözetim kabiliyeti sayesinde teknoloji şirketleri devletlerden de fazla istihbarı bilgiye sahip olmuştur. Basit kişisel bilgilerin yanında yapay zekâ destekli yazılımları sayesinde bireylere ait her türlü bilgiyi elde etme, işleme ve gerektiğinde kullanmaları mümkündür. Filmde CIA yetkilisi ve polis müdürü Chris ile ilgili bilgileri Smithereens görevlilerinden öğrenirler. Bir süre sonra da CIA yetkilisi aşağılanarak müzakerelerden atılır. Chris’e bir tıkla dinletilen stres azaltıcı müzikle beraber araç içinde geçen konuşmaları da aynı esnada dinlemeleri bu tür teknolojilerin gerektiğinde nasıl tersine ve kullanıcı aleyhine dönüştürülebileceğini çok iyi ifade eder. Bu dünyada duyan dinlenir, bakan gözetilir. Teknoloji, vücuttan makineye, kalpten yapay zekâya, vicdandan algoritmaya dönüştükçe yeni bir tekno-totalitarizm ortaya çıkmaktadır. Orwell’in “büyük biraderi2” yirmi birinci yüzyılda ete kemiğe değilse de tıka, veriye bürünmüş, gerçek olmuştur.

Bauer, “Ama ben öyle olacağını düşünmemiştim” diye başlayıp adeta günah çıkardığı konuşmasında geliştirdikleri platformun şu anki halinden kendisinin de memnun olmadığını, zamanla bambaşka bir şeye dönüştüğünü ifade eder. Gerçekten de birçok uygulama ilk tasarlandığı halinden git gide farklılaşır. Bir fotoğraf paylaşım uygulaması olarak yola çıkan Instagram; bugün mesajlaşma yönünden Messenger’a, takip ve profil güncellemeleri bakımından Facebook’a, Reels özelliği ile Tik Tok’a, filtre kullanımı ile Snap Chat’e, hashtag ile Twitter’a, reklam gösterimiyle TV ve internet sitelerine, satın alma ve satış yapma özellikleriyle ise ebay gibi e-ticaret sitelerine benzemiş ve ilk halinden tamamen farklı olarak tüm bunların bir birleşimi haline gelmiştir. Daha çok kullanıcı edinme, kullanıcıların uygulamada daha çok zaman harcamasını sağlama ve dolayısıyla daha fazla reklam ve daha çok gelir elde etmeye baştan programlanmış olduğu için bu ve türevi uygulamaların nihayetinde insanın hayrına hizmet etmesi çok zor gözükmektedir.

Dijital İzler

Chris’in kaçırma eylemiyle gerçekleştirmek istediği ilk amacı Bauer ile konuşmak ve ona derdini anlatabilmektir. Bunu başaran Chris, Bauer’den bir başka istekte daha bulunur. O da psikoterapi grubunda tanıştığı kadının uzun süredir yapmaya çalıştığı şeye yardımcı olmaktır. Linda, kızının sebepsiz yere intiharından dolayı sarsılmış ve anlam veremediği bu intiharın sırrını bir başka sosyal medya uygulaması Persona’da bulmaya çalışan bir annedir. Kadın, ölen kızının hesabına deneme-yanılma yoluyla giriş yaparak kızının ölümünün ardındaki gizemi bulmaya çalışmaktadır. Kadının, hesaba şifreyi bulup erişmekten başka çaresi yoktur çünkü şirket şifreyi “gizlilik politikası gereği” anneye vermeyi reddetmektedir3. Linda’nın söylediğine göre ölümü bildirilen kullanıcıların mesajları silinmekte ve hesap sepya fotoğraflarla bir anı defterine dönüştürülmektedir. Aslında Persona için, yaşayan ya da ölmüş olan arasında pek bir fark yoktur. Sistem üzerinde dijital ayak izi bırakan ve verilerden ibaret olan kullanıcıların öldüklerinde hatıralarının yaşatılma uygulaması, insancıl gözükme çabası olarak yorumlanabilir. Fakat filmde asıl vurucu olan bu değil, bir annenin anlam veremediği bir ölümün -üstelik kendi kızının- sebebini sosyal medya uygulamasında aramasıdır. Annelik, arkadaşlık, aile bağları gibi kavramlar modern dünyada sosyal medyaya devredilmiş ve o gerçeklikte yaşanmaya belki de yok olmaya mahkûm olmuştur. Kızının ani intiharını anlamlandırma çabası içindeki annenin bu intihara ait ipuçlarını sosyal medya hesabında arama çabası ilk bakışta polisiye bir yaklaşım olarak düşünülebilir. Fakat durum göründüğünden farklıdır. Anne, muhtemelen kızını gerçekte çok az tanımaktadır. Kızı ile ilgili fikir sahibi olabilmek için profilini inceleme ihtiyacı duymaktadır. Müslüman toplumlarda cenaze namazı esnasında musalla taşında bekleyen kişi için sorulan “Nasıl bilirdiniz?” sorusunun muhatabı artık sanal ortamdaki takipçilerdir. Kişinin gerçekte ne ya da kim olduğu, insanların zihninden çok zaman tünellerinde görülebilir. Sosyal medya, bu yeni kimlik üretiminin mecrası haline gelmiştir. İnsanlar için aynadaki görüntüsü bedeni yansıması ise, karakter izdüşümü de sosyal medya profilleridir. Bu yeni tür kendini üretme ve tanıma şekli günlük hayatın bir parçası hatta vazgeçilmezi konumuna gelmiştir. Bu yüzden, ironik bir biçimde, Chris bir başka platform tarafından bozulan ruh sağlığını yine başka bir meditasyon uygulaması ile düzeltmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda modern insan celladına âşık ve çaresizdir.

Diğer taraftan Linda’nın kızının öldükten sonra bile sosyal medya hesabında “data” olarak var oluşu bir başka etik tartışmayı gündeme getirir: Unutulma hakkı. İnsanlık farklı inançlarda farklı biçimlerde görülen (yakma, gömme vb. gibi), öldükten sonra bir şekilde yok olma ya da unutulma hakkına doğal olarak sahip olurlar. Ancak dijitalleşme ile birlikte insanlar öldükten sonra bile bir şekilde varlıklarını, gönüllü ya da gönülsüz biçimde, sanal ortamda sürdürmeye devam ederler. İnsan zihninin zamanla unuttuğu olaylar, durumlar ve kişiler sanal ortamda bulunmaya ve dolayısıyla asla unutulmamaya mahkûm edilirler. Unutulma hakkının ihlali ve sanal ortamdaki istenmeyen içeriklerin kaldırılmasının zorluğu, belki de imkânsızlığına en iyi örneklerden biri 2006 yılında feci bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden Nikki Catsouras vakasıdır. Kaza yerinde çekilen, genç kadının cesedine ait fotoğraflar, medyaya sızmıştır. Ailesi tarafından uzun hukuk mücadelesine rağmen internet ortamında hala görülebilmektedir (Sapkota, 2022). Küçük bir çocuğun, ölmüş bir insanın ya da herhangi bir sebepten ötürü kendisine ait bir içeriğin sosyal medya, internet vb. mecralardan silinmesini istemek bir hakken, bunu gerçekleştirmek günümüzde neredeyse imkânsızdır. Bu durum insan tabiatına aykırıdır ve sanal âlemin insancıl olmayan yönlerinden sadece birisi olarak karşımızda durmaktadır.

Son Söz

Sosyal medya bağımlılığı, büyük teknoloji şirketleri, gözetim, sosyal izolasyon, insan ilişkileri gibi konularda kayda değer tespitleri bulunan Smithereens, Black Mirror’ın çoğu bölümünden farklı olarak herhangi bir fütüristtik öğe içermemesi ve doğrudan günümüze ayna tutması bakımından diğer bölümlerden ayrı bir yere konumlandırılabilir. Dizi temelde bir şeyi işaret etmektedir: İnsan; “tekinsiz” (Demir, 2021) teknoloji vasıtasıyla değişmekte, değiştirilmektedir. Bu değişimin tekâmül olarak kabul edilebilmesi insanın kendisini nihai olarak nerede gördüğüyle yakından ilgilidir. Dünyaya yön veren hâkim anlayış, insanı kadim köklerinden kopararak salt teknokrasiyi ve dijital kapitalizmi (Başlar, 2013) merkeze koyan modern bir tanrılar ve köleler sistemi yaratma fikrini benimser. İddialı gibi görünen bu tezin sağlamasını yapmak için dünyanın en değerli (nicel olarak) şirketlerinin ürettiklerini, hizmetlerini, bu şirketlerin vizyonlarını, kurucu ve sahiplerinin konuşmalarını incelemek yeterli olacaktır. Leonhard’ın “Teknoloji bir araçtır, hayatın anlamı değil” (Leonhard, 2018) tespiti doğru olsa da teknolojiyi hayatın merkezine, insanın önüne koyanlar için geçerli değildir. İnsanı sınır tanımayan şekilde tüketen ve tükettiren bu anlayış belki de onun sonunu hazırlamaktadır. Burada şu soru üzerinde düşünmek faydalı olacaktır: İnsanoğlunun kurtuluşu bildirimlerde değil bildirilenlerde midir?

 

¹ Belki de bu yüzden yazar ve yapımcı Charlie Brooker medya şirketine ve filme smithereen (parçacık) ismini vermiştir.

2 George Orwell’in “1984” romanında anlattığı her bireyi aralıksız gözeten otoriter sistem

³ Persona’nın sıkı sıkıya bağlı olduğu gizlilik politikası herhangi bir yasal dayanak gösterilmeksizin önce Bauer’in tanrı moduyla Chris’in hesabına erişmesi, sonra da yine onun isteğiyle Persona tarafından şifrenin anneye verilmesi Bauer’in güç olarak yasaların üstünde olduğunu ve sistemin gerektiğinde kendi lehine kolaylıkla kullanılabildiğini göstermektedir.

 

Kaynakça

D’Amato, P. (2020). Smitheerens and the Economy of Attention. D. K. Johnson içinde, Black Mirror and Philosophy: Dark Reflections, First Edition. John Wiley & Sons, Inc.

Demir, S. T. (2021). Büyüyen Veri Küçülen İnsan: Şimdileşen Geleceği Kara Ayna’da Seyretmek. TRT Akademi.

Harari, Y. N. (2021). Homo Deus Yarının Kısa Bir Tarihi. İstanbul: Kolektif Kitap.

Leonhard, G. (2018). Teknolojiye Karşı İnsanlık İnsan İle Makinenin Yaklaşan Çatışması (Çev. C ve İ Akkartal). İstanbul: Siyah Kitap.

Sapkota, S. (2022, Mart 18). SBC. showbizcorner.com: https://showbizcorner.com/nikki-catsouras-accident-and-car-crash-photos adresinden alındı

Savcı, M., & Aysan, F. (2017). Teknolojik Bağımlılıklar ve Sosyal Bağlılık: İnternet Bağımlılığı, Sosyal Medya Bağımlılığı, Dijital Oyun Bağımlılığı ve Akıllı Telefon Bağımlılığının Sosyal Bağlılığı Yordayıcı Etkisi. Dusunen Adam The Journal of Psychiatry and Neurological Sciences.

Trottier, D. (2016). Social Media as Surveillance Rethinking Visibility in a Converging World. New York: Routledge.

Waters, J. (2021, Ağustos 22). The Guardian. theguardian.com: https://www.theguardian.com/global/2021/aug/22/how-digital-media-turned-us-all-into-dopamine-addicts-and-what-we-can-do-to-break-the-cycle adresinden alındı

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments