
Her evin bir balkonu var
her balkonun da mis kokulu çiçekleri
insana veriyorlar yaşama sevinci
kimi lale kimi gül kimi menekşe
Fahri Soygun
Balkonlar, modern şehir hayatında kaybettiğimiz komşuluk, mahremiyet ve hayat kültürünün son izlerinden biridir.
Bu akşamüstü evin balkonundan karşı tepelerin yamacına bakıyorum. Baharın son günleri… Balkonumuzun biraz ilerisindeki ıhlamur ağacı tomurcuklarını birer birer açıyor. Cennetin hangi köşesinden gönderildiğini bilmediğim o güzel kokular, rüzgâra karışıp mahalleye yayılıyor.
Şehirlerde bazı sokaklar dardır; evler birbirine yaslanmış gibidir. Böyle yerlerde balkonuna çıkan biri karşı balkondaki komşusuyla rahatlıkla sohbet edebilir. Belki de komşuluk ilişkilerinin bütünüyle ölmediğini gösteren son işaretlerden biri budur.
Akşamüstü güneş yavaş yavaş çekilirken ağaçların yeşili farklı tonlara bürünür. Mahalleye akşam iner. Çocuk sesleri azalır, sofraların hazırlığı başlar. Derken herkes balkonuna çıkar. Yaz gecelerinde balkon hem misafir odasıdır hem de yatak odası. İnsan biraz serinlik, biraz sohbet, biraz da gökyüzü arar.
Çocukluğumuzun yaz akşamlarında balkonlar küçük birer sosyal meydandı. Annelerin “Aşağı in, arkadaşların seni bekliyor!” sesleri, komşu teyzelerin birbirine uzattığı tabak tabak yemekler, babaların demli çay eşliğinde yaptığı sohbetler… Pencereden içeri süzülen mahalle sesleri hayatın ritmini verirdi bize.
Daracık balkonlarda yetiştirilen salkım domatesleri, saksılara tutunmuş fesleğenler, kurutulmak için ipe dizilmiş patlıcanlar ve biberler, güneşe bırakılmış kekikler ve naneler… Her mevsimin kendine ait bir balkon dili vardır. Yaz gelmeden uzun kollular kaldırılır, akşam serinliğinde sandalyeler dışarı çıkarılır. Bir güvercin korkuluğa konar, bir kedi aşağıdaki gölgelerde gezinir. Balkon, ev ile sokak arasında asılı duran küçük bir hayata dönüşür.
Bazı evlerin balkonlarından başka balkonlara uzanan sohbetler yükselir. Karşılıklı balkonlarda oturan komşular, gündelik hayatın telaşını birkaç kelimeyle paylaşırlar. İşte o balkonlarda hayat vardır. İnsan, orada yalnız olmadığını hisseder; huzur bulur.
Bahçeli evlerimizi kaybedeli çok oldu. Şehirler büyüdü, apartmanlar yükseldi. Nefes alacak alanlarımız daraldıkça balkonlar evlerimizin ciğerleri hâline geldi. Fakat balkon, aslında bizim mimarimizin asli unsurlarından biri değildi.
Türk evi sokağa değil, hayata açılırdı. Evlerin etrafı yüksek duvarlarla çevrilir; içeride “hayat” denilen geniş yaşam alanları bulunurdu. Düğünler, bayramlar, günlük işler ve hatta yaslar burada yaşanırdı. İnsan dış dünyadan kopmadan, mahremiyetini de koruyarak yaşardı.
Batı mimarisinin balkonuna karşılık biz cumbayı geliştirmiştik. Kafesli cumbalardan sokak görünür, fakat evin içi görünmezdi. Ev halkı adeta bir seyir mahfilinden sokağı izlerdi. Görür ama görünmezdi. Mahremiyet ile hayat arasındaki denge böyle kurulmuştu.
Bugün ise ömrümüz biraz da başkalarının balkonlarını seyretmekle geçiyor. Bir balkon diğerine bakıyor, pencereler birbirinin içine açılıyor. Şehir büyürken mahremiyet küçülüyor. Mimari yalnız binaları değil, insan ilişkilerini de değiştiriyor.
Belki de bu yüzden Sezai Karakoç, “Balkon” şiirinde (Sezai Karakoç, Balkon, Gün Doğmadan, Diriliş Yayınları.) balkonu yalnızca mimarî bir unsur olarak görmezdi. Ona göre balkon, modern hayatın insanı kendi özünden uzaklaştıran yüzlerinden biridir. Çünkü mimari, medeniyetin sessiz dilidir. Evler nasıl değişirse insanlar da zamanla öyle değişir.
Son yıllarda PVC ve katlanır cam sistemleriyle balkonlarını kapatanların sayısı arttı. Elbette bunun çeşitli sebepleri var. Fakat balkon kapandıkça insanın gökyüzüyle, sokakla ve komşusuyla kurduğu bağ da biraz eksiliyor sanki.
Her evin bir balkonu vardır; her balkonun da kendine ait bir hikâyesi… Kimi balkon bir çiçeğin kokusunu taşır, kimi bir ihtiyarın yalnızlığını, kimi de yaz akşamlarının neşesini.
Belki de balkonlar, insan ruhunun hem iç hem de dış dünyasına açılan eşiklerdir. Ne tamamen evin içindedirler ne de sokağın dışında. Zamanın, mevsimlerin ve hayatın sessizce birbirine karıştığı yerlerdir. Belki de insan, bazen bütün ömrünü bir balkonun korkuluğuna yaslanıp seyretmektedir.




