
Bir yaz gecesiydi. Ayın geceyi aydınlattığı, dalgaların şarkı söylediği o gece Can o son adımı atıp hoşlandığı kızın dudaklarına öpücüğü konduramadı. Belki cesaret edememişti belki de korkmuştu. Ne olursa olsun bir hikaye başlamadan sona ermişti. Yazın tanıştığı bu kız sanki meleklerin varlığını ispat etmek için gönderilmişti. Okyanusu taşıyan mavi gözleri, gülüşündeki güzellik ve sesindeki tatlılıkla Can’ın kalbini kısa sürede fethetmişti. Üniversite başlamadan önceki son yazdı. O geceden sonra aralarına sanki kara bir kedi girmişti. Birkaç gün sonra da herkes kendi şehirlerine dönmüştü ve kaçınılmaz son olmuştu. Bağları bir daha bağlanmamak üzere kopmuştu. Birkaç günlük keyifsizliğin ardından Can bu olayı unuttuğunu hissetmişti. Onu yeni bir hayat bekliyordu. Üniversiteye başladı. Yeni arkadaşlar edindi. Hayatına farklı farklı insanlar girdi. Başlangıcı nasıl olursa olsun hepsi bitti. Geçmeyecek sandığı final haftaları dahi bitti ve zaman sanki göz açıp kapatıncaya geçti. Okulun bitmesiyle iş hayatına atıldı. Hayalleriyle gerçekler asla kesişmedi. Kafasında kurduğu yerlere asla ulaşamayacağını anladı. Bir süre sonra hayat işe git eve gel düzenine döndü. Kirayı ödeyebilmek için yaşadığını fark ettikçe hayatın değerini sorgular olmuştu. Hayatı sorgulayarak yirmili yaşlarının sonuna gelmişti. Günler, haftalar ve yıllar birbirine karışmış, geriye yalnızca yorgunluk kalmıştı. Kısa bir tatil bahanesiyle yıllar önce gittikleri o yazlığa geldi. Aynı yolları yürürken, adımlarının arasına anılar karışıyordu. Aynı ağaçlar, aynı taşlar, aynı patika…
Her şey yerli yerindeydi; değişmeyen şeyler vardı ama kendisi onlardan biri değildi. Yürüdükçe Elif geldi aklına. Mavi gözleri canlandı gözlerinde. İsmi zihninde belirdiği an, göğsünün ortasında sert bir ağrı hissetti; sanki kalbi bir yumru haline gelmiş, her atışında içerden vuruyordu. Unuttuğunu sandığı şeylerin aslında hiç gitmediğini, sadece susup uygun zamanı beklediğini anladı.
Üzerine çöken bu ağırlıktan kaçmak ister gibi içmeye başladı. Evde, duvarlar üzerine geliyordu. Şişeyi eline aldı, kumsala indi. Gece sessizdi. Herkes rüya alemindeydi. Ay, yıllar önce olduğu gibi denizin üzerine düşüyordu. Kumsalda kendisinden başka kimse yoktu. Dalga sesleri bir an duruyor, sonra tekrar başlıyor, her seferinde aynı soruyu fısıldıyordu.
Tam o sırada, arkasından gelen sesi duydu.
‘‘Ne düşündüğünü biliyorum,’’ diyordu ses.
Can irkildi. Başını hızla çevirdi. Kimse yoktu. Gözlerini ovuşturdu, birkaç kez kırptı. Alkolün ona oyun oynadığını düşündü. Ama ses kaybolmadı. Önünde, havada asılı duran küçük bir yaratık belirdi. Kanatları ay ışığını kırıyor, varlığı bu geceye ait değilmiş gibi duruyordu. Ne bir masala benziyordu ne de bir rüyaya.
Hayattan bıkmıştı Can. Önüne çıkan her şey gibi bunun da bir tuzak olabileceğini düşündü fakat artık bir önemi kalmamıştı. Kaybedecek bir şeyi kalmadığını hissetti. Kaçacak bir yeri de.
‘‘O gece atmadığın adımı merak ediyorsun,’’ dedi yaratık. ‘‘Onu öpseydin ne olurdu görmek ister misin?’’ diye sordu.
Can cevap vermedi. Uzun bir süre denize baktı. Sonra, sanki yıllar içinde biriktirdiği her şeyle birlikte başını salladı. Alkış sesine benzer bir ses duyuldu. Can’ın gözleri kapandı. Bir film izlermişçesine sahnede kendi hayatını izliyordu.
Dudakların kavuştuğunu gördü. Sonrası aceleyle değil, kendiliğinden aktı. Üniversite başladı. Aralarda buluştular; kısa zamanlar yetti onlara. Alışkanlık, bağa dönüştü. Zaman geçtikçe yalnızlık yerini paylaşılan bir hayata bıraktı. Aynı evde yaşamaya başladılar. Bir köpek sahiplendiler; sabahları biri, akşamları diğeri gezdirdi. Hayat yine zordu. Kötü günler oldu, tartışmalar yaşandı. Ama Can hiçbir zaman kendini eksik hissetmedi. Elif, hayatın bütün sertliğine rağmen cenneti andırabileceğini ona hissettiren tek insandı.
Sonra görüntü dağıldı. Denizin sesi geri geldi. Ay hala oradaydı. Can, kumsalda tek başına oturuyordu. Elinde şişe vardı. Önünde kimse yoktu. Küçük yaratık da gitmişti. Bir süre öylece kaldı. Ardından şişeden bir yudum daha aldı. Yapacak bir şey yoktu. Hayat, atılmamış adımlarla da devam ediyordu. Bazı sorular sorulmadan kalıyor, bazı cevaplar yalnızca hayal olarak yaşanıyordu.




