Ey hüzünlü serap, son nefeste yükselen ağıt;

Ey zulmetin nidası, sarsan semaların sedâsı!

Kirpiklerinde saklı suskunluk, tenimde mahzun hisler;

Gel, hicranımın harâbında nârı tutuştur, ey efkâr çiçeği.

Ey arayışın yitik harfi, düşlerin esrarlı sokağı;

 

Sözlerinle açılan kapı, suskunluğumun sancağı.

Gözlerim gözlerine kilitli, sonsuzlukta asılı bir keman;

Gel, ruhumun buzlarında eriyen en son ferman.

Ey gecenin alnında mühür, vakitsiz susuşların secdesi;

 

Bir yudum sessizlikte boğulmuş zamanın paslı kehaneti.

Zemheri bakışlarınla kuruttuğun aynalarda ben yokum;

Gel, hayâlimin kıyısında çözülsün varlığınla kör düğümüm.

Ey unutuşun eşiğinde çırpınan paslı seyyâre;

 

İçimde kıvranan zaman, sustuğum her intihâre.

Bir ıslığın ucunda küle döner mâzinin feryadı;

Gel, kalbimin çatlağında büyüsün vuslatın infazı.

Gel; küllerde süzülen son hüznün şarkısı,

 

Mâzinin nihayetsiz vezninde fânî bir münzevî,

Tarih-i mahzunun yitik nev’inde sönmüş zâviye,

Kıyametin hülâsası mahallinde uyuşmuş kervan,

Ruhun efkârında kanatlanmış bir hüsn-i meftun,

Gel; her şeye rağmen, ebediyen yakılan son nidâ

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments