Bilmem uykusuz söken, bu kaçıncı kör şafak,
Bana nasip değilmiş masal kokan bir kucak!
Nicedir ona meftun, içimdeki şu alçak;
Ne gözümde fer koydu ne de yüzümde bir renk!

 

Hatırası tepemde, her gün müzmin bir efkar,
Bana nasip değilmiş visâl kokan o mezar.
Hanidir cesedime yurt olmuş şu dört duvar,
Öyle ukde kaldı ki boynumda urgana denk!

 

Sükût ile örülmüş içimde dipsiz zindan
Her hecede yıkılır ruhum Yûsuf’tan virân
Mefkûremde bir visâl, göğsümde ulvi hicrân
Zerre hayali dâhi, tende hasrete mihenk!

 

Kül olmuş hatıralar, savrulmakta her yana
Ne bir el var tutacak, ne de ses bu isyana.
Şu en güzel çağımda, ağlarım yana yana
Sanki cenaze süsü, gözlerimdeki çelenk!

 

Zamansız bir çöküştü, içime doğan kasvet
Bir nehir gibi aktı, suskunluğumla hasret.
Ona varmayan her yol, ecel gibi bir niyet
Heyhât! Ne bir tat kaldı ne de noktacık ahenk!

 

Azûrde

 

Hani rehberdi sana, çölden kalan bergüzâr?
Neden ördün önüne, günahından dört duvar?
Yâkup’u inleten dert, senin bin yılın kadar
Bekleme o çukurda, Yûsuf değilsen eğer.

 

Bir hayat ki içinde ne bahar var ne de güz.
Yalnız azûrde gece, Tanrı’ya dönmüş o yüz!
Nemrut tövbesine denk, dilinde samimi söz
Bekleme o huzurda, Mûsa değilsen eğer.

 

Yolundan dönmek için kim verdi sana fikir?
Âb-ı hayat sandığın tesiri keskin zehir!
Gayretlerin nâfile bir bardak su da kabir
Bekleme o kusurda, Yûnus değilsen eğer.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments