
Çocuk Augusto, ılık bir yaz gününde ayağında hissettiği huzursuzluğun nedenini anlamaya çalıştığı her an, kafasını belediyenin çöp kovasının içinden çıkarıp ağaç gölgesi arıyor.
Bulamayınca az önce duyduğu müziği değiştirip başka şarkıya geçiyor. Böylece başka araştırmalara dalması kolaylaşıyor. Şu kafasındaki ışığı çöpten çıkardı. Arada bir sönüp dursa da üç katlı evlerin kol kola dizildiği mahallenin birinde çöpte bulduğu don lastiğiyle bağlayıp kendisine kafa ışığı yapabilmişti. Augusto, gece nedir bilmez. Kafasında hep bir lambayla gezer. Bazen yanar, bazen söner.
Bir gün kırıldı kafa lambası. Başka mahallenin çöpünde! Kaldırıma çöküp ağladı. Görenler neyin daha kirli olduğunu fark edememişti. Çöp mü? Kaldırım mı? Taşıdığı tekerlekli koca çuval mı, ayakları mı? Lambasını, bir çocuğa ait olmayan elleriyle tamir etmek istiyor. Gölgelik, sızlayan ayağı, hiç umurunda değil. Augusto’nun önünden biri geçti. Biraz yürüdükten sonra düştü. Öldü mü? Evet, ölmüş. Kalkıp çuvalı yüklendi. Yerde yatanı o da görmedi. Avucunda yavru bir kuş gibi tuttuğu lambasını bir tamir edebilse! Augusto’nun ayakları içe basıyor. Her parçası kendinden bağımsız gibi yürüyor. Dönüp yerde yatana bakıyor, o ölüye. Yerde yatan, o ölü. Neyse, canlandı. Zaten o da biliyor yeryüzünün ölüp ölüp dirilmeler diyarı olduğunu. Ama taşıdığı çuvaldan da koku geliyor. Sanki kokular birleşiyor. Bütün kokular sanki şu an orada.
Tanımı: Leş! Ama kaç leş?
Augusto ile göz göze gelenler mi kör oluyor, yoksa Augusto halka açık bir mezarlıktan mı geçiyor? Çünkü ne zaman bir mezarlığın yakınından geçse her şeyi gördüğüne inanıyor. Mezarlığın adresi: Bilinmiyor. Apartmanın üçüncü katında, penceresi Augusto’ya bakan odada başka bir çocuk tek başına video izliyor…
Açıklama: Elektrikler kesilince görülemeyen an.
Sadece bir köpek görüyor. Süzüyor onları. Sahibinin tasmasını pause’lamış. Üçü; bir köpek, bir ağaç, bir gölge, hepsi Street Fighter oynuyor. Beşi nefes alıyor. Augusto, oyun oynayan çocuk, köpek, gölge ve ağaç. Augusto, şu avucundakini bir tamir edebilse! Kendi yapamazsa kime götürür? Lastiği bağladı ama sürekli yeni bir koku daha duyuluyor. Augusto için koku demek yeni bir çöp kutusu demek, fırsat demek.
Bu şu anlama gelirmiş: Allah razı olsun.
Augusto ne yapacağını bilir. Lambayı elinde tuttu, baktı. Pufff! Üfürüğüyle lambayı patlattı. Hayır, hayır. Kimse imdat diyerek bağırmadı. Nasıl yürüyebilir ki ışığını tamir edemezse? Uzaktaki üç katlı evlerin kıyısına ilerliyor. Bunu tamir edemeyecek. İlerliyor. Dün bahçede, uzaktaki üç katlı evin bahçesinde satmaya değer birkaç parça gördü, onları alacak galiba. Yeni bir ışık bulması gerekiyor. Yolda kafa lambasının lastiğini de ısırarak koparıyor. Yürüyor, yürüyor, yürüyor. Bir uçurumun kıyısından geçerken aşağıdaki deniz pamuk tarlasına dönüştü. Yedi yaşından günümüze, aynı çuvalla. Yedisinde neyse yetmişinde de o. Karısı ile kaç yıldır yaşıyor, hiç hatırlamıyor. O, başka mahallenin kıyısında.
Karısının adı: Esma’dır.
Tam sırasıydı. Çocuk Augusto’nun çocuğu ağlıyor. Meğer çuvaldaki hareketlilik çocuktanmış. Çocuk karton kutunun içinde. Normalde Augusto bir karton görünce ayağıyla ezer. Dümdüz oluncaya kadar. İçinde bebeğinin uzandığı kutuyu bozmadan ayırmış. Şu an kimin ağrısı var: Bu bir soru. Kimin neden, ne için içi kan ağlıyor? Çocuk Augusto’yu durduruyor. Augusto çocuğu ısırıyor. Önce kafasını kokladı. Kolunu ısırıyor. Burnunu ısırdı. Eklem noktalarını ısırdı. Yüzünü ısırdı. Yedi onu. Alnının ortasından, ağzının, yüzünün… Çocuk ağzının kenarlarında kapkara çikolata rengiyle, saten bir sessizliğe düşecekken, Augusto çocuğu tişörtünden yakalayıp çuvala geri fırlattı.
Ev göründü. Malzemeler bahçede. Üç beş parça alet iş görür. Yanından geçenler oluyor. Geçenler ölüyor. Sanki bir ter bulutu, Augusto’nun kafası kadar kocaman bir ter bulutu, nereye giderse onu takip ediyor. O yüzden gözleri hep ıslak, sırılsıklam. Sadece bir berber, Augusto’ya acıyıp içeri davet ederse saç kurutma makinesiyle gözlerini kurutabiliyor. Mevsim yaz. Klima da aynı işi görüyor. Kimsenin saç kurutma makinesine ihtiyacı yok. “Ağlama Augusto, devam et. Gündüz güneş, gece ay yolunu aydınlatacak.” Bazen o apartmanın zirvesindeki yüzü olmayanın sesini duyar gibi. Tişörtünü soydu. Sıkıp kurutuyor. Yüzü olmayanın sesi düştü. Ev şimdi gözüne daha fırsatlı göründü. Nasıl inecek depoya? İnmiş ki. Ah Augusto, sen var ya. Çocuk! Çocuk yok çuvalda. Augusto aşağıda, çocuk dışarıda. Zifir karanlık. Yok, o çocuk değilmiş, Augusto’nun kendisiymiş. Çocuk çuvalda, çuvaldaki kutuda, çuvaldaki kutunun içinde yastıkta uyumuş. E-e-e-e. E-e-e-e. Pışpış pışpış. Pışpış pışpış.
Augusto’nun kızı için bestelediği ninni: “Ormanların içinde bir tırtıl yaşarmış. Güler oynar, zıplar, hoplar, koşarmış. Çünkü onun adı…
Bir ses: Kim var orada! Şşşş. Çocuğun ağzı kapatıldı. Hiç başını oynatmadan gözlerini yukarı kaldırıp baktı çocuk. Aynı hareketi o da yaptı. Ama ağzını kapatan yok. Bir el yok. Gözleri yukarıda. Çocuğu kendine bağlıyor. Yanına aceleyle o küçük sandığı aldı. Kapağı kaldırıp gördüğü merdiveni tırmanıyor. Az önce iniyordu. Bir elinde kutu. Çocuğu iple kendine bağlı. Karanlık. Göz gözü görmezken yürümek dev bir tabloyu boyamaya benziyor. Tırmandılar. Çıktılar. Tepede delik deşik ay. Augusto’nun kafa ışığı yok. Çocuğu çuvala geri bırakıyor. Augusto sırılsıklam. Sırılsıklam olmuş, küfrediyor.
Küfür: Nokta nokta nokta.
Ah bir ışık görse, ah Augusto ah. İnanmak bu olsa, bir günün içinde hep aynı depoya iner gibi yaşamak. Acaba kutuda ne var? Bir onu alabilmişti. Kimsenin göremeyeceği bir yere oturmalı. Oturdu. Çocuğun sesi duyulmuyor. Yarısında söndürdüğü sigarayı kibritle yaktı. Derin bir nefesle kibrit kokusunu ciğerlerine bırakıyor. Öyle keyfi, bilinçli değil. Kutuyu açtı. Kutuda çocuk! Nasıl? Ama… O sırada bir el, Augusto’yu geriden hızla kendine çekip kafasına vuruyor.
Enselenmek: Çocuğunu kasıtlı olarak kaybetmeyi düşlerken yakalanmaktır.
Kavga, Augusto yerde. El, Augusto’nun her yerinde. Saçı koptu bir tutam. Yerdeyken yukarıya salladığı tekme, o elin sahibinin ağzının kenarına çarpınca Augusto’nun sandaletinin metal tokası elin sahibinin dudağını patlattı. İki böcek gibi dövüşülüyor. İki tarafta da herhangi bir küfür ya da nida yok. Tişörtlerin asfalta, sarı şeftali tüylerin kollara sürtülmesi, terliklerin sesleri bir de…
Kurban: Nefes kesilmesidir.
Alttaki ve üstteki, üstteki ve alttaki sürekli yer değiştirmekte. Bu bir yer kavgası. Toprağın üzerinde ikisi, toprağın tonu değişse de hep dövüşüyor. Altıncı seneleri. Augusto bugün kaybedemez. Işığını yenileyecek. Of. Fena bir darbe alıyor. Yumrukla tokat karışımı. Yoğunlaşmış öfkenin parçalı uzantısı. Sağ elin darbesi Augusto’yu toprağa indirdi. Dilini ağzında gezdirdi. Dişi! Augusto’nun dişi kırılmış. Çuvaldaki çocuk kendi alfabesinin fonetiğinde düş kuruyor. Bir taş alıyor Augusto eline. Altı sene öncesi, bundan altı sene sonrası, sonrası, sonrası… Elindekini tamir… Augusto… Ne yaptın!…
Augusto tamam, yeter.
Duymadı.
Duymuyor.
Duyar mı?
Duyabilir mi?
Duysa.
Duyacak.
Duymaz.
Duyma.
Duyarsa?
Duymamalı.
Üç darbe aldı elin sahibi çocuk. O da çocukmuş. Ağzı da gözü de açık, sırılsıklam ölü. Taş, pet şişe suyla yıkandı. Su, ateş. Augusto ılık kanın akışını izliyor. Bin defa kazılmış yolun asfaltında, yüzleri yüzlerine dokunan, bir zamanlar belki dağından ayrı düşmüş ve yazıtların süslediği, kırılmış, ezilmiş minik yıldız tozlarından olma kaldırım taşları arasındaki kanın akışını izliyor. Büyük savaştan zaferle çıkıyor. Sırılsıklam. Başındaki bulut yok. Kan, ter içinde yürüyor.
Adım attıkça Augusto’ya yaklaşan bir müzik sesi var. Kutuyu açmalı ama nasıl? Hiç tenha yok. İnsanlar aynı anda apartmanlarından çıkıyor. İnsanlar aynı anda araba sürüyor. İnsanlar aynı anda çalışıyor. İnsanlar aynı anda… Müzik gitti. Çünkü başka köşeye döndü Augusto. Çuvaldan dökülürcesine aniden kalabalıklaşan, sağa sola saçılmış insan kalabalığından kurtulmalı. Hızlı atıyor adımlarını. Ayak ağrısı umurunda değil. Durdu Augusto. Kornalar, bağırış çağırış, küfürler. Augusto yok. Nereye gitti? Yine ne yapıyor? Şu restoranın tuvaletine almazlar onu. Girip kutuyu orada açsa, çuval yolun ortasında bekliyor. Eridi eriyecek asfalt. Zift kokusu ciğerinde. Neyse ki ciğeri geniş, koşucuydu aslında, bir atletti. Augusto neredesin? Bu inanılmaz bir şey, çuval trafiğin ortasında. Ne buldu acaba kutuda? Pil mi, yoksa boşluğu aydınlatmamış sıfır bir ışık mı?
Kornalar bağırırken iki eliyle çocuğu havaya kaldırıp çuvaldan iniyor. Kornalar çoğaldı. Sürücülerin tenlerinde bir esneme oluşuyor. Augusto’nun tüyleri diken diken. Şeftali sarısı tüyleri yalnızca kollarında değil, eskimiş elmacık kemiklerinde de belirgin ama yanakları kapkara. Jilet, sakal, inşaat demiri, babasının makası, annesinin dudağı, karısının gözleri var orada. Kaldırıma çıktı. Oradan yürüyor. Polis şöyle bir baktı. Augusto da polise şöyle bir baktı. Çocuk acıktı. Saatler ilerledikçe koku artıyor. Esma göründü. Güneşten gözlerini kısmış. Üst dudağı, ağzı yüzü de birbirine geçmiş. Augusto’ya değil, gölgeye yanaşıyor. Çocuğu aldı. Sağ elini içeri daldırıp memesini dışarı çıkarıyor. Çocuğu emziriyor. Augusto kutuyu Esma’ya gösterdi. Esma çocuğun ilk saçlarının üzerinden başını hafifçe eğip Augusto’ya baktı. Augusto Arap çarşafa sardığı tütünü Esma’nın dudaklarının arasına sıkıştırıp yakıyor. Bir istimlak duvarının yanı başında yükselen ağaç, iki sırt, iki baş, kola, bisküvi. Birazdan buradan gidilecek. Sirenler uzaktan duyuluyor. Esma çocuğu Augusto’ya uzatacak. Memesini bluzundan aşağıya atacak, Augusto’yu öpecek. Ayaklanıp yollarına devam edecekler. Augusto ışık arayacak. Başka bir gölgede tekrar buluşacaklar.
İkisi de başını çöpten çıkardı. Şehrin öbür ucundaki oteller bölgesine gitmeye karar verdiler. Sıcağın asfaltı çürüten inadını hiçe sayıp yürüyorlar. Yazın işleri yoğunlaşıyor. Tatil bölgesine gelenler sürekli değişiyor. Evler, eşyalar, her şey değişen insanların izlerini taşıyor. Birbirlerini göremiyorlar. Karı koca olarak birbirleriyle geçirdikleri zaman, çöplerle burun buruna geldikleri zamandan hep daha az.
Farklı yönlere doğru ayrıldılar. Sadece yeniden görüşecekleri yeri biliyorlar. Buraya yeniden gelene kadar hangi yolları kullanacaklar, başlarına neler gelecek, haberleri yok.




