Adam, yarı aralık gözleriyle karşısındaki ölüm meleğine korku dolu gözlerle baktı. Önünde duran varlığın, resimlerde tasvir edilen varlıkla hiç bir alakası yoktu. Bir süre onu nasıl tarif edebileceğini düşündü. Sonra bu varlığın bir tarifini de yapamayacağını ayrımsadı. Kısık bir sesle ölüm meleğine sordu;

-Benim için mi geldin?

Daha önce hiç bir yerde duymadığı bir ses işitti ölüm meleğinden,

-Evet senin için geldim

-İyi ama benim hiç bir şeyim yok ki. Sadece kalbimde küçücük bir ağrı var o kadar

-Herkesin bir vadesi vardır bu hayatta genç adam. Senin vaden de doldu

-Ama beni şimdi alamazsın. Daha yapacak çok şeyim var. Mesela mesela ben daha önce hiç aşkı tatmadım.

-Aşk planlı bir şey değildir genç adam. Ne zaman gelip kapını çalacağını tahmin edemezsin. Tıpkı ölüm gibi. Şimdi hazırlan artık gitmemiz lazım.

-Lütfen! Bana bir şans daha ver. Sadece bir süre. Aşkı bulmak ve onu tatmak istiyorum. Ondan sonra beni istediğin zaman alabilirsin.

Ölüm meleği çaresizlik içinde kendisinden aman dileyen bu genç adama uzun süre baktı. Neden sonra arkasını dönüp gidiyordu ki, adam ölüm meleğine seslendi.

-Şans veriyor musun bana?

-1 yılın var. Sonrasında ne olursa olsun seni almaya geleceğim. Diyerek gözden uzaklaştı.

       21 Ağustos günü hava bir hayli sıcak olmuştu. Terden sırılsıklam olmuş adam, iş yerinin en serin bölümü olan merdiven boşluğuna geçerek, Kızılay’da akan trafiği istemsizce izlemeye başlamıştı. İşinden istifa ederek, kalan ömrünün son 1 senesinde en sevdiği şeyleri yapmak fikrini aklından bir an olsun çıkaramıyordu. Kendisini en zor döneminde işe alan Raif Bey’e bunu nasıl söyleyebileceğini, onu bu küçücük ofiste zaten az çok gelen tercüme işleriyle baş başa nasıl bırakacağını düşünüyordu. Ama son zamanlarını da burada geçirmek gibi bir niyeti yoktu. Ağır adımlarla Raif Bey’in odasının önüne kadar geldi. Kapıyı çalmak üzereyken, arkasında duyduğu naif sesle irkildi.

-Merhaba

Omzunun üzerinden arkasını dönerek, kapının eşiğinde duran kırmızı elbiseli, uzun siyah saçlı, küçücük yüzü ve gülümseyen gözleriyle kendisine bakan kızcağıza baktı. Heyecandan küçük dilini yutacakmış gibi oldu. Kekeleyerek

-Merhaba diyebildi.

Neden sonra kendisini toparlayarak, bu iş yerinin tek hakimi gibi pozlar kesti ve

-Size nasıl yardımcı olabilirim hanımefendi? dedi.

       Kız, yüzündeki gülümsemeyi hiçbir koşulda terk etmeyerek adama, bir ödev için yanında getirdiği metnin İngilizceden çevrilmesi gerektiğini anlattı. Adam, kızı dinlerken bir yandan da beyninin içerisindeki konuşmaları bastırmak için büyükçe bir çaba harcıyordu.

”Ne güzel kız değil mi?nŞu gözlerin güzelliğine bak. Aman Tanrım daha önce böyle bir şeyle karşılaşmamıştık”

-Sus artık, kızı duyamıyorum. Evet çok güzel ama şimdi sus

      Kız, hikayesini anlatmasına rağmen, karşısında hiç konuşmadan sessizce oturan adamın yüzüne dikkatle baktı. Adam, heyecandan aptal konumuna düştüğünü fark edecekti ki yine kekeleyerek,

-Ne ne zamana lazım ödev? dedi.

-En kısa zamanda lütfen

-Tamam yarın gelir alırsınız

-Yarın mı? Bunu beklemiyordum

-Evet evet yarın.

Kız fazlasıyla tuhaf ve sevimli bulduğu adama gülümseyerek,

-Peki iyi günler diyerek kapıya doğru yöneldiği esnada, Adam

-Bir dakika diye haykırdı

Kız arkasını dönerek şaşkın bir şekilde adama doğru baktı. Gözleriyle adamı sorguluyordu bir yandan da

-Yemek yiyebilir miyiz beraber?

Kız şaşırmıştı. Fakat adamın bu cüreti de hoşuna gitmişti.

-Nerede yiyeceğiz? diye sordu

Adam heyecanlı bir şekilde

-Şurada, aşağıda bir lokanta var. Yemekleri de çok güzel gidelim mi?

-Peki gidelim dedi kız gülümseyerek.

      Yemek yendi, havadan sudan konuşuldu. İki tarafta heyecanlandı. Etkilendi. Yemekten sonra cafeye geçilerek oturuldu. O gün bittiğinde ikisinin de yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. İkisi de heyecandan uyuyamadılar. Günler bu şekilde aktı. Zaman geçtikte birbirlerine aşık olmaya bile başladılar. Adam, daha önce karşılaşmadığı bu ciğerlerini acıtan, yemeden içmeden kesen, gülümseten, özleten tuhaf duygunun ne demek olduğunu çok net ayrımsamıştı artık. Bunun adı aşktı. İlk başlarda, uğruna şiirler yazılan, ağlanan, gülümsenen, hatta intihar edilen bu olgu ona çok yabancı gelmişti. Ama şimdi bu duyguyu sanki doğuştan bildiği lezzetli bir yemeğe, anne sütüne benzetmişti.

      Günler su gibi akıp geçiyordu. Adam, Azrail’le arasındaki pazarlığı unutmuş, sadece aşkına, sevdiği kıza odaklanmıştı. Ve günlerden bir gün, evlilik teklifi yapacağı kızı buluşacakları parkın ortasında görünce, sevinçten havalara uçtuğunu ayrımsadı. Gülen güzlerle kıza baktı. Sonra birden suratı değişti. İşte oradaydı. Unuttuğu, aklına bile getirmediği ölüm meleği. Sevdiği kızın tam arkasındaydı. Gözleri görünmemesine rağmen adam, sanki beynini delip geçen yakıcı bakışları hissedebiliyordu. İki adım daha attı ve durdu. Korku içinde kıza baktı. Bağırmak istedi fakat sesi çıkmıyordu. Birden etrafın kararmaya başladığını hissetti. Kızın kendisine seslenişi duydu. Yer, kendisini çekmeye başlamıştı. Düştü. Kafasını kaldırdığında kızı korku içerisinde yanı başında ağlarken gördü. Sonra bir ses daha duydu. Daha önce sadece bir kere duyduğu ses seslendi adama,

-Vakit tamam genç adam gidiyoruz.

 

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
%d blogcu bunu beğendi: