Soğuk, sessiz ve ıssız, sıradan bir gecenin karanlığında kimsesiz sokaklarda, aklımda karmakarışık, kalbimde kırık dökük şeylerle yalnız başıma dalgın dalgın yürüyorum. Hafiften yağmur çiseliyor. Elini saçlarımdan bazen nahif, bazen bir kasırga gibi geçiren rüzgar var sokaklarda. Yanından geçtiğim çöp tenekelerinin etrafındaki yaprak yığını ile oynuyormuşçasına dans ediyor. Gökyüzü karanlık. Gökyüzü durgun bu gece. Ay takipten yorulmuş, yıldızlar küsmüş, saklanmış karanlığa. Sanki, bulutlar bunu fark etmiş de, tüm kütlesiyle serilmiş gibi geceye. Sokak lambalarının yaydığı ışık etrafa mayhoş bir hava katıyor ve bunu bulutlara da yansıtarak hafif kızıl görünen bulutlara bakıp öylece uyuma istediği katıyor içime. Buna rağmen biliyorum, sanki bulutların ardını görüyorum, hissediyorum, gökyüzü karanlık bu gece. Yürürken ayağıma değip de yön değiştiren taşlar var yolda, fakat hayatımda takılıp da tepe taklak olduğum taşlara hiç benzemiyor.

Yanından geçtiğim arabanın camına takılıyor gözlerim bir süre. Yağmur damlalarının camın üzerinde yavaşça hareket ederek bir diğer damlaya tezat bir şekilde hızla karışışını izliyorum. Yine yapıyorum. Yüzümü hafif bir tebessüm kaplıyor. Her bir hayalimi küçük damlalara yerleştiriyorum, dans ederek birbirlerine karışmasını izliyorum. Birkaç dakika izliyorum öylece. Fakat bunu yaparken yüzüm aniden düşüyor, titriyorum, sonradan aklıma gelen düşünce ile sarsılıyorum. Düşünmüyorum. İncir Reçeli’nde geçen replik doluyor zihnime. Şoförün bir gün camı açabileceğini düşünmüyorum ve aniden yüzüme vuran gerçek tıpkı yıldızların geceye olan küskünlüğü gibi bir his bırakıyor içimde. O an bunu yapan şoförü bu dünyadan yollamak istiyorum, ona kızıp bağırmak istiyorum, belki de yüzüne bir yumruk geçirmek istiyorum, tek suçu camı açmak oysa ki.

Kafamı arabadan çevirip yürümeye devam ediyorum. Yabancı değil buralar tanıdık. Nereye gideceğimi biliyorum Fakat bilmezlikten geliyorum. Korkağın tekiyim çünkü. Gerçeklerden korkuyorum. Buna rağmen adımlarım hiç sekteye uğramadan yoluna devam ediyor. Toprağa düşen yağmur damlaları havaya güzel kokularını bırakmış, nisan yağmurları havası veriyor sanki. Ederlezi.. heyecanla baharın gelişini kutlamak isterdim ben hep, cemrenin toprağa düşürdüğü çiçeklerden taç yapıp saçıma takmak, sokakta eğlenen çocuklarla oyun oynamak, korkusuzca ateşin üstünden atlamak isterdim. Belki de hala istiyorum, bilmiyorum. Tüm doğrularımdan şaşmış, üzerinden yıllar geçse de unutamayacağım bu yoldan başka bir şey bilmiyorum bu gece. Çok da uzak olmayan kahkaha seslerine doğru yürümye devam ediyorum. Yaklaşıyorum, yaklaşıyorum, oradasın, hep aynı yerinde, aynı masanda otumuş, elinin birini her zamanki gibi dizlerinin üzerine diğerini ise masanın üzerine koymuş parmaklarınla hafif bir ritim tutturmuşsun. Yalnız değilsin ama, yanında birkaç kişi oturmuş seni dinliyor. Tanımıyorum hiçbirini, seni tanımıyor -belki de arkadaşların- gibiler. Sessizce yaklaşıyorum yanınıza ben de. Gözlerin parlıyor, hararetli şekilde bir şeyler anlatıyorsun. Bazen kaşlarını çatıyor, bazen ise gözlerini kısarak gülümsüyorsun. O an insanlar bir şeyler anlattığını düşünse de, yaptığın el hareketleri ve anlatırken bıraktığın birkaç gülümsemenle aslında aklımı başımdan alıyor, beni darmaduman ediyorsun. El hareketleri diyorum bu sırada, el hareketleri çok tehlikeli. Kendime itiraf etmekten korktuğum konular yüzünden tüm suçu el hareketleri ve gülümsemene atmam bencilce olabilir, fakat yalnızca korkuyorum. Doğru şeyleri duymamak için üzerini küçüklü büyüklü, pembeli siyahlı yalanlarla kapatmaktan suçluluk duymuyor değilim. Fakat gerçeklerin canımı daha çok acıtacağını biliyorum. Bu yüzdendir ki tüm sorularımı, ve tüm hayallerimi birer birer içimde bir yerlere gömüyorum.

Gözlerin gözlerime değiyor. Belki bir iki saniye. Tanrı biliyor ya sanki yıllar sürüyor bakışın. Sonra ben düşüyorum, sen ise çoktan çevirmişsin gözlerini başka bir yere. Sanki az önce beni bir uçurumdan itmemişsin gibi konuşmaya devam ediyorsun. Az önce gözlerime değen gözler bir gün, olur da yüreğime değerse bu kadar sakin kalamayacağımı biliyorum. Düşüncesi bile tüylerimi diken diken ediyor, derince yutkunuyorum. Bir süre daha bakınıyorum sana. Gitmeliyim, fakat kopamıyorum gülümsemenden. Hep aynı döngü, bir sonraki gece geldiğim vakit de böyle izleyeceğim seni, ve bir diğer gecede de aynı şeyler olacak, tıpkı geçen üç yıl gibi. Adımlarım geri geri gidiyor ve bir süre sonra arkamı dönerek, kalbimin helebilmem kaçıncı parçasını daha sende bırakıyor ve eve doğru yürümeye başlıyorum. Her gece dilime doladığım şarkıyı mırıldanıyorum. Yağmur çoktan dinmiş, sokak artık rüzgar sesinden başka bir şey barındırmıyor kollarında.

Elimi cebime atarak bir dal çıkartıyorum ve beraberinde çıkardığım çakmakla ucunu yakarak derin bir nefes çekiyorum. İçimden yediye kadar sayıyorum, bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi. Tam bu sırada arkamdan gelen adım seslerine kulak kesiliyorum, sigaram dudaklarımın arasındayken gülümsüyorum. Bu küçük oyundan hiç vazgeçmiyorsun. Arkamı dönmek gibi bir hataya düşmüyorum, adımlarımı bozmadan yoluma devam ediyorum. Çünkü en son bunu yaptığım zaman, bir ay boyunca göremediğim yüzünü tekrar görmemek içimde bir yerlerin sıkışmasına neden oluyor. Sigaramdan son bir nefes çekerek elimdeki izmariti kaldırımın soluna atıyor ve ellerimi cebime atarak mırıldandığım şarkıya devam ediyorum. “Dokunsam ağlayacak gibisin, sarılsam da susmayacak gibisin sen, gönül yarası..” Çok uzağımda değilsin, bana eşlik eden sesinden anlıyorum bunu. Sokaklar bizi dinliyor tüm gece. Fakat yıldızlar fena küsmüş galiba geceye, parlamıyorlar, görünmüyorlar bile. Bunun üzerinde çok durmuyorum, yürümeye devam ediyoruz, kaldırımda yankılanan iskarpinlerin eşlik ediyor bize.

Görüş açıma giren evim ile yavaşlıyorum, benimle beraber sen de. Derin bir nefes çekip bahçe kapısını aralayarak, içeri giriyorum ama kapıyı kapatmıyorum, gece henüz bitmedi çünkü. Cebimden ne ara çıkardığımı bilmediğim anahtar ile kapının önüne geliyorum, sokak ışığı kapının deliğini pek aydınlatmadığından olsa gerek anahtarı deliğe sokmak beni biraz uğraştırsa da sonunda kilidi çevirerek içeri giriyorum. Kapıyı kapattığım gibi bedenimi kapıya yaslıyor ve olduğum yere çöküp beklemeye başlıyorum. Önce adım seslerin, ardından paspasın üzerine bıraktığın kağıdın hışırtısını duyuyorum. Bir süre ses gelmiyor, fakat sonra uzaklaşıyorsun. Gitmeni bekledikten sonra ayaklanarak kapıyı açıyorum. İlk önce belki bir umut gitmemişsindir diye etrafa bakınıyorum, yoksun. Daha sonra bakışlarım aşağı, paspasın üzerinde duran katlanmış kağıda kayıyor. Eğilerek alıyorum ve kapıyı tekrar kapatarak olduğum yere çöküyorum. Güzel ellerinin değdiği kağıda dokunmak içimi gıdıklıyor, gülümsemeyle açtığım kağıdı, tane tane yazdığın yazıyı okumaya başlıyorum.

“Düşün bir
Söylemeden de anlar insan.
Görmeden, dokunmadan da sever yürek harap olunca.
Kalmaz geride hiçbir yalan,
Zehir zemberek akıp gider bu fani dünya.
-ZhnKng ”

Derin bir iç çekiyorum. Ne de güzel yazmışsın. Gece boyunca belki de milyon defa okuyorum yazıyı. Bir fotoğrafın var çekmecemin köşesinde, birkaç saç tokan, sen kokan bir boyun eşarbın, koleksiyonunu yaptığın pullardan biri, biriktirmeyi sevdiğin gazoz kapağı, beğendiğin bölümlerini çizdiğin bir kitap, en sevdiğin şarkının kaseti, yazdığın güzel yazılı mektupların… elimdeki kağıtla beraber ayaklanıyorum, odamdaki çekmeceye doğru ilerliyorum ve elimdeki mektubu çekmeceye yerleştirdikten sonra kendimi yatağımın başında duran koltuğa bırakıyorm. Yürümenin verdiği tatlı yorgunluk ile seni düşünüyorum. Seni, zamanı, kendime sorduğum sorularla vaktimi harcıyorum. Bir ara boşluğa düşüyormuş gibi irkiliyorum, sana da böyle mi düştüm ben, böyle bir anda? Veya sen de bana böyle düştün mü hiç, gönlünden bir şeyler kopuyormuş hissi sardı mı o narin bedenini? Düşünüyorum. Uzansam dokunacağım sana, seveceğim güneşin batışını taşıdığı o turuncu saçlarını, öpeceğim acı saçan gözlerinden. Fakat şu an bunları düşenecek gibi değilim, gözlerim kapandı kapanacak, biri çekip duruyor beni uykuya. Ben bu gece de ellerim bomboş uykuya dalarken, hayâl meyal gördüğüm gülümsemen kalıyor dudaklarımda.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: