“artık yeni bir şiir yaz, bu emir kipinde bir niyaz!”

 

 Anadolu’nun en garip yanı nedir bilir misiniz? İnsanlar neye inandığını tam olarak bilmiyor. Onların inançlarının içinde Ermenilik, Araplık, Türklük hatta Rumluk varken çoğu zaman geleneklerinin gerçek inançlarına ait olduğunu zannediyorlar. Ben bu Tanrısal karışımı fark ettiğimde inanmaktan vaz geçmiştim. Dokuz yaşındaki bir çocuğa nasıl olurda böyle çetrefilli bir savaş cazip gelebilir ki? 

 

 Şimdilerde ne olduğuma dair soruları kendime sormaktan yoruldum, oysa o zamanlar en çok keyif aldığım şeylerden birisi de buydu “Kimim ben?”. Kimdim? Evinin avlusunda koyunlar duran, çamurlu ayakkabılarını köy çeşmelerinde yıkayıp okula varan, örme yeleğinin altındaki önlüğünün cebinde doğru dürüst para bulunmayan, saçları sıfıra vurulmuş; soğuktan, kardan, her gün gördüğü dağdan, çöl gibi sıcağından, oraların Tanrısından, ağaçlarındaki kuşlarından, yaşlanmış yollarından bıkan bir çocuk. 

 

 Sadece kendime değil, kasabanın bilgelerine de soru sormaktan çekinmezdim. Bakkala, manava, beldenin önünde duranlara, camii imamına, kasaba öğretmenine, sağlık ocağı çalışanlarına, üst sınıflarıma. Bunları yaparken de hepsine sorduklarımı farklı tutar ve hepsiyle bir bütün oluşturmaya çalışırdım. Oysa bir şeyler ters gidiyordu, anlam veremiyordum bunun ne olduğuna. Kafamın içinde duran bir şeyler vardı. O şeyler sonra vücut buldu çıktı karşıma. 

 

 İlk olarak Kuran okumaya Arapça değil Türkçe başladım. Namaz kılmadan önce namaza dair dört tane kitap bitirip namaz kıldım. Kitap okumaya başladığımda 5, tekrar yürümeye başladığımda 7 yaşındaydım. İki kere doğdum; birincisi 9 aylık maceradan sonra, ikincisi Başkentte geçirdiğim büyük ameliyattan sonra. Üçüncü kez doğmayı bekliyorum, o tarihte neler olacağını belki başka bir gün anlatırım. İzlediğim yüzlerce filmi ve okuduğum kitapların çoğunu hatırlamıyorum. 11 yaşındayken kasabadaki eski kütüphaneyi temizlemiş ve oradaki her şeyi okumuştum. İlk bitirdiğim seri “ana britannica” ansiklopedisi idi. Sağdan soldan ne buluyorsam okuyordum. Bazen de “ikra” ayetindeki gibi etrafı okumaya çalışıyordum. Çıkabildiğim en yükseğe çıkıp etrafımdaki her şeyden daha farklı şeyler olduğunu düşünüyordum. İlk yazdığım şiiri görmediğim bir denize, ilk yazdığım mektubu görmediğim birine yazmıştım.

 

 İkinci öğrendiğim din Yahudilik, ikinci öğrendiğim mezhep Malikilik idi. İlk kez 9 yaşında Allah ile Tanrı arasında bir çekişme olduğunu düşündüm. 4 yaşında neler yaşadığımı çok iyi hatırlıyorum. 13 yaşında kuzenim tarafından tacize uğradığımda cinselliğin ne olduğunu öğrenmiş, ilk küfrümü o yaşta etmiştim.

 

 Önce yaşadığım yerden sonra ailemden en son da dünyadan nefret ettim. Hayatımda sadece 3 kere ağladım. Göz kuruluğunun bana Tanrı tarafından verilen bir ceza olduğuna inanıyorum. İki kere roman yazıp yırttım, üç tane şiir kitabımı yayınevlerinin ellerinden zor kurtardım. İlk ve tek kitabımın edebi bir değeri olmadığını yayınlamadan önce biliyordum ancak bunun tek bir sebebi vardı hayatımdaki insanlara bir mesaj vermek istiyordum ve bunu başardıktan sonra kitabın basımını durdurdum. 

 

 Bir kere âşık oldum, onun beni görmesine izin vermedim. Onu görmek istediğimde ise onu görmeye gitmedim. Bir kere gördüm bir daha görmedim, bana her döndüğünde onu kovmuş ve daha çok üzmüştüm. Geçen ay tamamen beni sildi ve bir daha beni görmeyecek. Âşık olduğum kişiyle aynı şehirde yaşadığımız için o şehri hiç gezmedim, şehre girsem de kısa sürdü ve hemen kaçtım. Bir gün ise bunu başaracağıma inanıyorum. Âşık olduğum kişinin evim olduğuna inanıyorum ve ben her bayram arifesinde önce onun semtine sonra kendi köyüme gittim. Bilirsiniz önce eve ziyaret edilir. Bu ayin hiç şaşmadı…

 

 Hayatıma bir sürü kişi girdi, bunu onlar istedi ve bir kez olsun ben onlara benimle olmaları için teklifte bulunmadım. Fakat onların hayatımda ne kadar duracağına ben karar verdim. Terk edildim ve bunun etkisi çok uzun sürmedi. Her kitabı bir insana ve her insanı da bir mezar taşına benzetirim. 

 

 Çok kez ünlü olmanın yollarını buldum, çok kez yüksek başarıya yaklaştım ancak hiçbir şey beni tatmin etmiyordu. Her şeyden çok sıkılıyordum, bundan dolayı da sabit bir mesleğim olmadı. En büyük ve tek hayalim bir çocuğumun olması ancak en büyük korkum da bu. Seks yapmayı çok sevmiyorum ve bu yüzden benimle ilgilenen kişilerden bazılarını bu deneyimlerimden sonra terk ettim. Doyuma ulaşamadığım için kitapları değil içinden önemli yerleri hatırlıyorum. Bazen herhangi bir  yolda yürürken etrafın gerçek olmadığı inancım artıyor.

 

Şimdilerde ise ne olduğuma dair soruları kendime sormaktan yoruldum, oysa o zamanlar en çok keyif aldığım şeylerden birisi de buydu “Kimim ben?”. Kimdim? Evinin avlusunda koyunlar duran, çamurlu ayakkabılarını köy çeşmelerinde yıkayıp okula varan, örme yeleğinin altındaki önlüğünün cebinde doğru dürüst para bulunmayan, saçları sıfıra vurulmuş; soğuktan, kardan, her gün gördüğü dağdan, çöl gibi sıcağından, oraların Tanrısından, ağaçlarındaki kuşlarından, yaşlanmış yollarından bıkan bir çocuk…

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: