‘’Beni hatırlıyor musun?’’ dedi boyları neredeyse beline erişen eğir otlarının arasında usulca yanıma otururken.  Ensesinde kesilmiş seyrek kızıl saçlarının köklerini derisini yüzmek istercesine kaşırken sorumun cevabını bekler gibi bir hali vardı. Uzaklarda bir yerlerdeki tuzlu su kokusunu burnumla buluşturan ılık ama şiddetli bir rüzgârın kendi saçlarımı bambaşka rotalara sürüklemesine izin verip sorusunu yanıtladım:

  -Hatırlamıyorum. 

  -Çünkü hiç tanışmadık, diyerek konuşmaya devam etti dirseğine konan küçük bir sivrisineği avcunun içiyle henüz öldürmüşken.  Anlayamadım. Anlamaya çalışmak için de fazlasıyla yorgundum zaten. Yanındaki rengi kahveye dönmüş eğir otunu kökünden kopardı.

  -Aslında buraya sana bir şey sormak için geldim, küçük bir karıncayı bacağında gezdirmeye başladığında yeniden konuştu. Fakat ben kendimi konuşabilecek gibi hissetmiyordum. Kirpiklerimin arasındaki kum tanelerinin yok olmasını dilemekle meşguldüm. Kolumu kaldırıp onları temizleyecek gücüm yoktu çünkü. Her defasında yeniden toprağa kavuşmak için bacağını arşınlayıp ancak ayak bileğine kadar ulaşabilen karıncayı tekrar yolun en başına; dizine koyup işkence etmeye devam ederken bir soru sordu. 

  -Bir şarkının içinde yaşayabilecek olsan, bu hangi şarkı olurdu?

  -Bilmiyorum.

  -Bir şarkı söyle işte.

  -Neden gerçek bir hayat yerine bir ütopyanın içinde yaşamak isteyeyim ki?

  -Yaşadığın hayat, içinde yaşayabileceğin bir şarkıdan daha mı iyi sanki?

  Değildi. Ellerimi göbeğimin üzerinde birleştirip sırt üstü uzandım. Güneşin parlaklığı gözlerimi açmayı imkânsız kılıyordu. Hem ondan hem de bu vesileyle sorularını sona erdirmesini umduğumdan gözlerimi sımsıkı yumdum.

  -Sen müzik dinlemeyi sevmiyorsun. Neden?, dedi siyah tişörtünün eteğindeki deliği işaret parmağıyla çekiştirirken. Bu sırada unuttuğu karınca da yeniden toprağa ulaşıp özgürlüğünü kazanmıştı. Sahi neden sevmiyordum müzik dinlemeyi? Belki de o şarkıda geçen sözlere benzer; ben her güldüğümde herkesi ağlatan o şarkı radyoda çaldığındandır, ya da ben her ağladığımda herkesi dans ettiren o melodi bütün dünyayı kapladığındandır.  

  Güneş veya soruları tenimden de ötesini yakmaya başlamıştı. Düşünmek, cevaplamak, anlamak eğir otlarının arasında hiçliğe karışırken küçük bir çocuğun sorularının bütün gözeneklerimden içeriye girip tam da kalbime ve beynime hedeflenmesi… 

  -Neden bana böyle şeyler soruyorsun?, dedim. Bana düşündürebileceklerinden ve hissettirebileceklerinden kaçabilmenin umuduydu bu soru.

  -Çünkü eğer bana bir şarkı söyleyebilseydin, seni belki o şarkının içinde yaşatabilirdim.

  Ona inanmadım. Hiç kimse buna asla inanmazdı. Bir çocuğun yapabileceğini söylediği herhangi bir şeye inanmak yerine dünyanın kendine özgü yalanlarına inanmayı tercih ederdik çünkü. Örneğin böylesi bir evrende bir illüstrasyon olmadığımıza, bir fiiliyata sahip olduğumuza inandık yıllarca. Mesela tepe taklak olan hayatlarımıza devam edebilmeyi mümkün kılan her şeyin bir gün yoluna gireceği tesellisine güvendik daima. Halbuki ne zaman görülmüş her şeyin bir gün yoluna girdiği? Çok şeye inandık biz. Bu dünyanın tüm kirli yalanlarına inandık. Yaklaşık 140 bin yıldır yeryüzünde yığın oluşturmuş milyarlarca insan arasında farklı olduğumuzu sanabilecek kadar aptaldık ve bunların hepsine inandık.

   Diyorum ya biz çok fazla şeye inandık, bir tek çocukların sözlerine inanamadık. Oysa belki bir çocuğun sözüne güvenseydik, yapabileceğini söylediği şeylere inansaydık dünya daha az kirli bir yer olurdu. Ben o gün o çocuğa inansaydım belki milyonlarca olasılıksızlığın içinde bir hata olur, dünyanın kodu bozulur ve gerçekten bir şarkının içinde yaşamaya başlardım. Hem de güzel bir şarkının içinde. Ve ben çocukken inansaydı bana biri; belki ben de bu eğir otlarının arasında hiçliğe karışmayı istemediğim bir hayat yaşardım. Fakat kimse inanmadı bana ve muhtemelen kimse inanmayacak o çocuğa. Tam da bu yüzden içinde yaşadığımız hayatlara mahkûm edildik belki de.

  Keşke inansaydım o çocuğa, üstelik haksız da değildi. Yaşadığım hayat, içinde yaşayabileceğim bir şarkıdan daha mı iyiydi sanki?

 

– Simge Cambaz

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: