Annemin saçlarını son kez tarayışını izledim.

 

Yavaş yavaş gümüş saplı fırçayı kömür karası ince tellerinin üzerinden geçirirken, neden beyaz giydiğini sordum. Cansız bir gülümseme belirdi yüzünde ve “Hazırlık yapıyorum.” diye sade bir cevap izledi o gülümsemeyi.

 

Burkuldum.

 

Babamın yıllarca emek emek uzattığı sakallarıyla vedalaştığı günü hatırlıyorum.

 

Aceleyle senelerini, annemin gittiği günden beri makas görmemiş gri tellerini teker teker kopardığı anı hatırlıyorum. Kalın parmaklarıyla boynumu okşayıp ona ne kadar benzediğimi, onu ne kadar özlediğini söyler dururdu.

 

Ve belki de onun ağzından en son duyduğum cümle de bu oldu.

 

“Ona tekrar kavuşacağım günü bekliyorum.”

 

Gülümsedim.

 

Eşimin gözlerini son kez kapatışını hatırlıyorum.

 

Beni bekleyeceğini, bensiz hiçbir kapıdan içeriye girmeyeceğini söyler dururdu. Dudakları kurumadan hemen önce dudaklarıma son bir öpücük konduruşunu anımsıyorum. Üniversite çağımızdaki gibi sıcacık, tatlı ve güven doluydu.

 

Sabaha kadar soğuk bedenini ısıtmaya çalıştım. “Aşkım.” derdi bana. “Senin sıcaklığın kimsede yok.”

Saçlarını okşadım, terini sildim, doya doya, ama hiç doyamadan öptüm durdum. Sessizliğin ardından “Seni bırakmak istemiyorum.” diye bir fısıltı yükseldi kulağıma. Kesik kesik, nefes nefese “Bırakmıyorsun.” dedim. İkimizin de yüzü sıra sıra ıslak. Doğrusu buydu.

 

“Bir ömrü birlikte paylaştık seninle. Ekmeği bölüşmedik, birlikte yedik. Sırt sırta mücadele ettik. Gitmek bırakmak değil. Bu sadece ufak bir ara, inan geleceğim yanına.”

 

“Geleceğini biliyorum. Belki çok bencilce, ama gelmeni istiyorum. Çok istiyorum.”

 

Ve birkaç ‘seni seviyorum’ daha sonra, ikimiz de uykuya daldık.

 

Aradaki tek fark ise, onun kalbi tamamen susarken, benim kalbim son defa ısındı o gece.

Kalbimin buz kestiği yılların ardından bugün, aynanın karşısına oturdum son kez. Anneminkinin bir yansıması olan uzun saçlarımı aynı tarakla düzelttim. Beyaz elbisemi giydim ve yastığıma başımı yerleştirirken derin bir nefes çektim ciğerlerime.

 

Uykuya dalmadan hatırladığım son şey, dört ay boyunca her gün başımda bekleyen kızımın sorusuydu.

 

“Neden bu beyaz elbiseyi giydin ki anne, dolapta bir sürü pijama var. Üşüyeceksin.”

 

‘Hazırlık yapıyorum kızım’ diyemedim. Ama gerçek buydu ve o gerçeğin ardından derin bir karanlığa gömüldüm.

 

Hayat bu işte.

 

Bir varmış bir yokmuş ve bir bakmışsın… belki de yok olmuş.

 

Sonsuzluğa doğru hiç olmuş…

 

 

– Başak Mermercioğlu

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
%d blogcu bunu beğendi: