Düşünce

 

Düşünüyorum O Halde?

Düşünüyorum o halde varım.” Bu kadar basit mi gerçekten? Yani sadece düşünerek varlığımızı ispatlayabilir miyiz? Sabahlara kadar bir düşünce kemirirken beynimizi var mı oluyoruz? Öyleyse hep varız ve bazılarımız biraz daha çok var olmalı: ay sonunu nasıl getireceğini düşünen işçi, sevdiği kıza nasıl açılacağını geceler boyu düşünen delikanlı, oğlu askerde anneler… Ama öyle olmuyor işte. Sabahlara kadar düşün, bağır çağır varım diye kendini parala ama bazılarına göre yok olabilirsin. Varlık özneldir ve paraya, şana şöhrete, güzelliğe, makama göre değişiklik gösterir zannımca. Örneğin bir müdür genel müdüre ve patrona göre yok olabilir ama kendi alt çalışanlarına göre fazlasıyla vardır ya da bir asker üst rütbelerce yokken alt rütbelerin iliğinde hissettirir varlığını ve hatta rütbe de neyin nesi, askere iki üç ay erken gelmek bile seni alt devrelerine göre çok var eder. Bunca varlığın sebebi kendi üstlerine göre fazlasıyla yok oluşundur aslında. Peki ya bu acımasız besin zincirinin en alt halkasıysan ve varlığını ispatlayacak kimsen yoksa?

Henüz yedinci sınıfa gidiyorsun, kızsın, çok güzel resim yapıyorsun, resim öğretmeni olacaksın büyüyünce, babanın ikinci eşindensin, ilk eş ve onun çocukları sana, kardeşlerine ve annene çok büyük bir nefret besliyorlar ama bu senin suçun değil, senin çirkin, şişman kel babanı paylaşamıyorlar seninle. Oysa senin annen dünyalar güzeli. Babanın nasırlı elleri annenin vücudunda gezerken süte düşmüş bir kir parçası görüyorsun sanki. Evet, tek gözlü bir oda olunca her şeyi, her iğrençliği görüyorsun. Baban işini görecek ve defolup gidecek sen babanın diğer eşi ve çocuklarının zulmüne maruz kalacaksın. Oysa bunu ne sen istedin ne de annen. Olacağı varmış olmuş. Babanın bin dönüm tarlası var, yani parası. Bu coğrafyada para insana gerçekten mutluluk getirir. Bak normal bir hayatı olsa annenin, babanın yüzüne bakmaz ama işte parası var, karnınız doyuyor. Ama sen böyle olmayacaksın, öğretmen olacaksın, gönlünce yaşayacaksın sonra âşık olursan evleneceksin.

Sen bu coğrafyada doğmuşsan hayata üç sıfır geride başlamışsındır ve çoğu zaman kazanma şansın yoktur. Sen bu coğrafyada on sıfır geride başlamışsın. Babanın on altı çocuğundan dokuzuncusu, adı bile alelade konmuş, bu coğrafyada yok sayılmışsın. Dedelerin torunu sevmesi, babanın çocuğu parka götürmesi, âşık olmak, gezmek… Bunlar filmlerden ibaret kalmış senin coğrafyana uğramamış. Köyünün bağlı olduğu ilçeye bile sadece bir kez çok hastayken, annenin babana yalvarmasıyla gitmişsin.

Bir adam var yan köyde. Yirmi altı yaşında ve belki de babandan bile daha çirkin ama sen annen gibi ay parçası. Ayın Fırat üzerindeki yansıması, bir gül goncası, bir ceylanın dudaklarının suya değişisin. Adam bir ayı kadar kıllı, bir kuduz köpek gibi salyalı; sen bir türkünün nakaratı… Adam çürümüş bir ceset ve sen bir bebeğin ilk gülüşü… O ilk okul terk, sen öğretmen olacaksın. Onun parası, senin hayallerin. Oysa sen daha on üç yaşındasın. Gelip istediler seni ve baban verdi. Sana fikrini soran olmadı. Oysa sen kendince fikirleri olan düşünen bir insansın. Düşünemeyen beyinlerce yok sayılmışsın. On üç yaşında pandomimciler gibi boyanmış, topuklu ayakkabılar giydirilmişsin. Bir de senin yanında kapkara sayılacak bir gelinlik giydirilmiş sana. Bağırıyorsun “ ben çocuğum, hayallerim var, resim öğretmeni olacağım.” Senin sesin bir karıncanın çığlığından farksız. Seni annenden başka duyan yok çünkü bağırmaların ete kemiğe bürünmemiş, sözcükleşmemiş, sadece düşünce. Oysa çok iyi biliyorsun ki bu coğrafyada düşünüyorsan yoksundur.

Evleniyorsun, ilk gece babanın nasırlı ellerine benzer eller geziyor vücudunda, miden bulanıyor, korkuyorsun, sessiz çığlıklar atıyorsun, kimse duymuyor. Ceylanın dudakları suya değince bir silah patlıyor, kan sızıyor suya, ceylan haykırıyor “ su içene yılan bile dokunmaz.” Sen haykıramıyorsun kan sızınca göğsüne bastırdığın parmaklarının arasından. Korkuyorsun celladının öfke bürümüş gözlerine bakmaya. Sana küfürler ediliyor sen ölürken. Bu coğrafyada ölene bile saygı yoktur bazen. Aslında sen doğmadın ki, yaşamadın, hiç var olamadan şimdi ölüyorsun. Bakire değilmiş diyorlar arkandan. Anlatamıyorsun kimseye babanın o iğrenç nasırlı ellerinin tıpkı anneninki gibi senin vücudunda gezindiğini, çığlıklarını sessizce attığını. Son nefesinde bir çığlık atıyorsun “ Ben resim öğretmeni olacağım” diye ama kanın en acı resmi çizerken yere, duymuyor yine sesini hiç kimse.

– Ömer MURAT

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
%d blogcu bunu beğendi: