Aslen Hindistanlı olup Kanada’da yaşayan Rupi Kaur, bu kitapla aslında kendi otobiyografisini yazmıştır. Her ne kadar şiir kitabı olarak geçse de bir öykü barındırıyor ve tabi serbest ölçülerle kaleme aldığı berceste kıymetinde ifadeleri kitabı kıymetli kılıyor. Genç bir yazar olmanın yanı sıra feminist bir kadın yazar olabileceğini düşündürtüyor. Kitabını yaşamının dört evresini içerecek şekilde bölümlere ayırıyor: Sancımak, sevmek, kırılmak, sağalmak.       

            Sancımak bölümünde yazar, kahramanın ilk aşklarını, ilk sevişmelerini ve çocukken uğradığı tacizleri belki de tecavüzleri anlatıyor. Bir terapistin çocuğa yapılanı göstermesi için ona uzattığı oyuncak bebekten söz ediyor. Bu şiiri -hafta içi seansları olarak adlandırıyor.

 

 

 

“oyuncak bebeği

önüne koyuyor terapist

aynı boyda

amcalarının ellediği kızlarla

göster bakalım neredeydi elleri

bacaklarının arasında

parmağıyla içini oyduğu

yeri gösteriyorsun

bir itiraf gibi

…    (s.15)

 

               Kız çocuklarının en büyük boşlukları babalarıdır. Ömürleri boyunca bu boşluğu doldurmaya çalışırlar ve sürekli her yerde onu ararlar. Babadan bir sevgi görmeyip mutlu bir aile yaşantısına sahip olmadığını düşündürten kahraman yaşadığı eksikliğini baba sevgisine borçlu olduğunu belirtiyor:

 

hayatının ilk aşkı, ilk sevdiğin adam

olacaktı güya

onu aramaktasın hala

her yerde

                -baba    (s.16)

 

            Dünyanın her yerinde kadın algısı birbirinden farklı olsa da günümüzde hala kadın birçok toplumda namus kavramı ile özdeşleştirilmiş bir metadan fazlası değildir. Acımasız gibi görünen bu yorum maalesef ki gerçeklerdir. Rupi Kaur, bu konuda güzel bir nutuk çeker:

 

bu dünyanın en büyük yanılgısı,

yüreğini ve bedenini

korumaya çalışan kadının

aile namusuna

leke süreceği fikri   (s.24)

 

               Kahramanımız hayat hikayesini anlatmaya devam ediyor. Anne ve babanın ayrı olduğunu “bir savaşsın sen, iki ülke arasındaki sınır” ifadesinden anlayabiliyoruz. Ayrıca alkolik bir anne babadan söz eder. “Evladını büyütecek kadar bile ayık duramayan” bir anne ve baba. İşte böyle geçen bir çocukluk. Kahramanın hazin çocukluk öyküsü küçükken ruhunu kanırtmış, kanatlarını kırmıştır.

            Kitabın ikinci kısmı “sevmek” bölümüne ayrılmış. Sevgi bu hayattaki tek tutunağımız ve terbiyelerin terbiyesidir bence. Sevmek bölümü kahramanın annesinin hamile olduğunu öğrenmesiyle başlar. Babası ona kadın için “bu dünyada tanrıya en yakın şey bir kadının vücududur.”  demesi üzerine anneliğe kafa yorar. Bir insanın tüm ruhunu, varlığını koşulsuz sevgi ile birine adamsını yani anneliği anlayamadığını belirtir böylece. Belki de yazarın da dediği gibi bunu anlayabilmek için anne olmak gerekir.

            Ve aşk başlar. Bütün umutlarını insan suretine büründürdüğü kişi ile karşılaşır. Kendini sevmekle onu sevmeyi öğrendiğini söyler tıpkı bütün sevmelerin kendinden başlaması gibi. Bu kişinin ilk aşkı olmadığını ama diğer bütün aşklarını hükümsüz bıraktığını söyler. Bir kadının duygusal boşluklarını ne kadar iyi doldurabiliyorlarsa o kadar başarılı bir partner olduklarını söyleyebilir miyiz erkekler için? Söyleyemeyiz. Neyse konumuza dönelim. Aşkla başlayan yolculuk sektelere uğrar ve tartışmalar başlar. Her şeyin sustuğu sadece vücutların konuştuğu bir dönem kalmıştır geriye.

            Üçüncü bölüm ise “kırılmak”. Kendisini “umutsuz bir aşığım, bir hayalperest, ölümüm bu yüzden olacak” diye tanımlayan şair, artık cezbedici güzelliğin dikenleri ile karşılaşmıştır.

 

seni sevmekten vazgeçtiğimden değildi

gidişim

gittim çünkü

kaldıkça azalıyordu

kendime olan sevgim      (s.95)

 

Gitmenin gerektiği yeri iyi bildikleri halde gidemeyen kadınlar… Kendimize olan sevgimizin ufacık azalacağını hissetsek bile kaybolmalıyız iz bırakmadan. Ve değerimizi bilmeyecek olanlara açmamalıyız kapılarımızı. Şair bunu güzel bir şekilde ifade eder:

 

               şaheserlerle dolu bir müzeyim ben

               gözlerin kapalı geçtin önümden      (s.100)

 

Bir kör için güzel manzaranın kıymeti ne ise, sağır içinde müziğin kıymeti odur. Bize sağır kulaklara en güzel beste olmamız neyi değiştirir ki.

ben çalan müziktim

               ama senin kulağın kesikti                (s.115)

 

Ve siler aşığını teninden. Kırılır, parçalara ayrılır ama eksik yanını başkaları ile doldurmayı bırakır.

 

               senin hayatının içine

               eklenemem ben

               tek istediğim

birlikte bir hayat kurmakken

                                       -aradaki fark   (s.117)

 

beni koyup gittiğin gece

öyle paramparça uyandım ki

kırılan parçalarımı koyacak tek yer

gözlerimin altındaki torbalardı   (s.130)

 

Terk edişi kadına bu sözleri söyletir:

 

…..şükürler olsun tanrım, diye haykırıyorum. şükürler olsun ki gittim. eğer kalsaydın bugünkü gibi hüküm süremezdim.       (s.132)

 

Ve ayrıldıktan sonra yapılacaklar listesi oluşturulur. Bence en güzel maddesi “adı geçtiğinde gülümseyip başını sallama sanatını icra et” maddesidir.

            Sağaltmak bölümü kitabın son bölümüdür. Kendini istemeyene tutunmanın çaresizliği bitmiştir artık.

 

bir ilişkin olacaksa

herkesten önce

kendinle olmalı      (s.150)

 

Ruhsal yönden evrilir kahramanımız. Başkalarına bağımlı yaşamanın geçiciliğini kavrar ve yanlış yerlerde derman aramayı bırakır.

 

hiçbir kitap

taşıyamaz

sırtımızdaki

hikayelerin ağırlığını

             -renkli kadınlar    (s.171)

 

Olduğun gibi

kabul et kendini     (s.172)

 

 

Şair yitirdikleri ile mutlu olabilecek bakış açısını kazanır ve kendi ifadesiyle elini tutup fısıldar hepsi geçecek diye. Acıyı bal eyler sonunda.

 

kendini nasıl seviyorsan

öyle öğretirsin başkalarına

seni sevmeyi       (s.186)

 

Kendi değerini bilmek, kendini olduğun gibi kabul etmek ne meşakkatli bir yoldan sonra varılan noktadır.

 

sen kendinin ruh eşisin      (s.189)

 

Kayıplarımız bizi var eder, kendi hayatımızda hüküm sürebilmemize neden olur.

 

seni kaybetmek kendim olabilmekti

 

Ve sonunda dinginlik başlar, her şey oluruna bırakılır. Zaman mefhumu sadece bize hizmet eder ve o zaman kadın olmak değil de insan olmak konuşulur belki. Bize biçilen roller o zaman değişir belki.

 

eğer kendine yetmiyorsan

başka kimseye yetemezsin        (s.197)

 

Şiir kahramanımız ve hemcinsimiz olan şu kadın gibi bizde bize yetmeyi öğreneceğiz. Biz bizleri anlayanlara mucizeyiz. Bırak hayatı aksın istediği yöne.

 

hayatının geri kalanını

geçirmek istediğin kişi

herkesten önce

kendin olmalı          (s.198)

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments