Bilgi, çoğu zaman tarafsız ve masum bir etkinlik olarak sunulur. Oysa Edward Said’in Şarkiyatçılık (Orientalism) kitabı, bilginin üretildiği bağlamı, kimin adına konuştuğunu ve hangi iktidar ilişkilerine hizmet ettiğini sorgulamadan “masumiyet” iddiasının sürdürülemeyeceğini gösterir. Said’e göre Şarkiyatçılık yalnızca Doğu hakkında yapılan akademik çalışmaların adı değildir; Doğu’yu tanımlayan, sınıflandıran, temsil eden ve nihayetinde yöneten bir söylemdir. Bu söylem, bilgiyle iktidarın birbirine dolandığı bir dil üretir.

Said, Şarkiyatçılığı üç düzlemde ele alır: akademik bir disiplin, düşünsel bir üslup ve kurumsal bir iktidar pratiği. İlk düzlemde Şark, Batı üniversitelerinde çalışan filologlar, tarihçiler ve gezginler tarafından incelenen bir “nesne”dir. İkinci düzlemde, Doğu ile Batı arasında özcü bir karşıtlık kurulur: Batı akılcı, ilerlemeci ve etkin; Doğu ise durağan, duygusal ve edilgendir. Üçüncü düzlemde ise bu bilgi üretimi, sömürgeci yönetim biçimlerine kılavuzluk eden bir pratik hâline gelir. Böylece bilgi, yönetmenin önkoşulu olur.

Bu noktada Said’in en çarpıcı iddialarından biri şudur: Şarkiyatçı bilgi, betimlediğini iddia ettiği Doğu’yu önceden kurar. Yani Doğu, metinlerden önce gelen bir gerçeklik değil; metinler aracılığıyla anlamlandırılan ve sınırları çizilen bir temsildir. Napolyon’un Mısır seferi buna iyi bir örnektir. Said, bu askeri seferin yalnızca bir işgal olmadığını, aynı zamanda kapsamlı bir “bilgi seferberliği” olduğunu vurgular. Bilginler, haritacılar, dilciler ve sanatçılar orduyla birlikte hareket etmiş; Mısır, ölçülmüş, sınıflandırılmış ve raporlanmıştır. Description de l’Égypte gibi eserler, Mısır’ı “bilinir” kılarak yönetilebilir hâle getirmiştir. Burada bilgi, doğrudan iktidarın dili olur.

Şarkiyatçılığın dili, çoğu zaman nesnellik iddiasıyla konuşur. Ancak bu dil, Doğu’yu konuşma yetkisinden mahrum bırakır. Said, Batılı yazarların Doğulu özneyi konuşturmak yerine onun adına konuştuğunu söyler. Örneğin Gustave Flaubert’in Doğu anlatıları, Doğulu figürleri sessiz, temsile muhtaç ve egzotik olarak kurar. Bu metinlerde Doğulu karakterler bireysel bir ses kazanmaz; Batılı anlatıcının bakışıyla anlamlandırılır. Böylece edebiyat, masum bir estetik alan olmaktan çıkar; temsilin politik bir alanı hâline gelir.

Said’in eleştirisi, tek tek yazarların “kötü niyetli” olduğu iddiasına dayanmaz. Asıl mesele, iyi niyetli çalışmaların bile belli bir söylemin içinde üretildiğinde nasıl benzer sonuçlar doğurabildiğidir. Şarkiyatçı söylem, yüzyıllar boyunca tekrar eden imgeler, benzetmeler ve kavramlar aracılığıyla kendini yeniden üretir. Doğu’nun “değişmez” olduğu fikri, modernleşme tartışmalarından güvenlik politikalarına kadar uzanan geniş bir alanda etkili olur. Böylece bilgi, tarihsizleştirici bir etki yaratır: Doğu hep “orada”, hep “aynı”dır.

Bu noktada “bilginin masumiyeti” iddiası ciddi biçimde sarsılır. Said, Michel Foucault’dan esinle, bilginin iktidardan bağımsız düşünülemeyeceğini savunur. Bilgi, yalnızca dünyayı açıklamaz; dünyayı belirli şekillerde kurar. Şarkiyatçılık, Doğu’yu açıklarken Batı’yı merkezileştirir ve norm hâline getirir. Batı kendini evrensel aklın taşıyıcısı olarak sunarken, Doğu “özel”, “yerel” ve “istisnai” bir alan olarak kodlanır.

Bununla birlikte Said, eleştirisini bir reddiye ile sınırlamaz. Şarkiyatçılık, aynı zamanda daha adil ve çoğulcu bir bilgi üretimi çağrısıdır. Said’e göre çözüm, Doğu hakkında konuşmayı tamamen bırakmak değil; konuşma biçimini dönüştürmektir. Bu da tarihsel bağlamı gözeten, özcü genellemelerden kaçınan ve temsil edilenlerin sesini merkeze alan bir yaklaşımı gerektirir. Bilgi, iktidarın dili olmaktan çıkıp diyalogun alanı hâline geldiğinde, masumiyete olmasa bile sorumluluğa yaklaşabilir.

Bugün Şarkiyatçılık tartışması, yalnızca akademik bir mesele değildir. Medyada, siyasette ve popüler kültürde Doğu’ya dair üretilen imgeler, Said’in işaret ettiği söylemsel kalıpları hâlâ taşır. Bu nedenle Şarkiyatçılık, geçmişi eleştirmek kadar bugünü anlamak için de canlı bir metindir. Bilginin masumiyetini sorgulamak, yalnızca Doğu hakkında değil, her türlü bilgi üretimi hakkında etik bir uyanıklık talep eder. Said’in mirası, tam da bu uyanıklığın adıdır.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments