
Balkanlar’da Türk edebiyatı, ne yalnızca “azınlık edebiyatı”dır ne de Türkiye Türkçesinin taşradaki bir uzantısı. O, Osmanlı’nın beş yüzyılı aşkın birlikte yaşama tecrübesinin, Cumhuriyet’le birlikte gelen kopuşun, Soğuk Savaş’ın sessizliğinin ve 1990’lardan sonra yeniden başlayan temasın birikmiş acısı, neşesi, utancı ve gururudur. Bugün Kosova’dan Bulgaristan’a, Kuzey Makedonya’dan Bosna-Hersek’e, Romanya’dan Yunanistan’a kadar geniş bir coğrafyada yaşayan yaklaşık 8 milyon Türk ve Müslüman, kendi dillerinde şiir, roman, öykü, tiyatro ve deneme üretmeye devam etmektedir. Bu edebiyat, hem Türkiye Türkçesinin sınırlarını zorlar hem de Balkan dilleriyle sürekli bir çeviri ve melezleşme ilişkisi içindedir.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Kırılma ve Sessizlik
Balkanlar’da Türk edebiyatının ilk büyük dönemi Osmanlı’dır. Saraybosna’da Müftü Şemseddin Sami’nin (1850-1904) Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ı, Üsküp’te Yahya Kemal’in doğduğu evin duvarlarında yankılanan divan şiiri, Selanik’te doğan Nazım Hikmet’in çocukluğu… Bu dönem edebiyatı, merkez-çevre ilişkisi içinde İstanbul’a bağlıdır ama aynı zamanda taşranın sesidir.
1912-1913 Balkan Savaşları’yla birlikte büyük bir kopuş yaşanır. Milyonlarca Türk ya göç eder ya da yeni kurulan ulus-devletlerin “azınlık”ı haline gelir. 1923’ten 1989’a kadar Balkan Türk edebiyatı, çoğu ülkede yasak, baskı ve sansür altında suskunluğa mahkûm olur. Yalnızca Bulgaristan’da 1944-1956 arası kısa bir açılım yaşanır; Şükrü Hoca, Mehmet Çavuş, Recep Küpçü gibi isimler ortaya çıkar ama 1956’dan sonra yeniden susturulurlar.
1990 Sonrası Uyanış: Üsküp, Priştine, Kırcaali, Saraybosna
Demir Perde’nin çöküşüyle birlikte Balkan Türk edebiyatı yeniden nefes almaya başlar. Dört şehir bu uyanışın merkezi olur:
– Üsküp: Fahri Kaya, Ensar Halimi, Sevim Ramadan, Leyla Şerif Emin gibi yazarlar Kuzey Makedonya Türk edebiyatının bugünkü omurgasını oluşturur.
– Priştine: Kosova’da Zeynel Beksaç, Naim Kelmendi, Taner Güçlütürk, Şaban Sinani gibi isimlerle güçlü bir şiir ve roman damarı kurar.
– Kırcaali ve Şumnu: Bulgaristan’da Sabahattin Bayram, Mehmet Sansar, Nuri, Kadriye Cesur, Halit Aliosman yeniden Türkçe yayımlamaya başlar.
– Saraybosna**: Bosna’da Mehmet Çavuş, Cemalettin Latić, İbrahim Kajan gibi yazarlar savaş sonrası travmayı Türkçe anlatır.
Temalar: Göç, Kimlik, Nostalji, Travma ve Melezlik
Balkan Türk edebiyatının baskın temaları şunlardır:
– **Göç ve yerinden edilme**: Recep Küpçü’nün Göç (1986), Taner Güçlütürk’ün Göçmen Kuşlar (2008) gibi eserler 1989 zorla göçünü anlatır.
– **Çok dilli kimlik**: Yazarların çoğu en az üç dilde (Türkçe, Balkan dili, Rusça/Sırpça) düşünür. Bu, metinlerde sürekli bir çeviri durumudur. Leyla Şerif Emin’in “Ben üç dilde rüya görürüm” cümlesi bu durumu özetler.
– **Osmanlı nostaljisi ve neo-Osmanlı eleştirisi**: Hem özlem hem de eleştiri aynı anda bulunur. Örneğin Fahri Kaya’nın Üsküp’te Bir Osmanlı Mahallesi romanı hem taş köprüye ağıt yakar hem de imparatorluğun çöküşteki sorumluluğunu sorgular.
– **Savaş travması**: Bosna ve Kosova edebiyatında 1990’lı yılların soykırım ve etnik temizlik deneyimi derin izler bırakmıştır. İbrahim Kajan’ın Saraybosna Kuşatması günlüğünden uyarlanan şiirleri buna örnektir.
Türkiye ile İlişki: Sevgi, Kırgınlık ve Yeniden Keşif
Balkan Türk yazarları Türkiye’ye karşı karmaşık bir duygu taşır:
– 1923-1989 arası Türkiye’nin kendilerini unuttuğunu düşünürler.
– 1990’lardan sonra TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, TRT Avaz gibi kurumlar yeniden bağ kurar.
– Ancak Türkiye’deki bazı yazar ve entelektüellerin “Balkan Türkleri asimile olmuş” ön yargısı hâlâ kırgınlık yaratır.
Son yıllarda bu ilişki düzelmeye başlamıştır. Rumeli Türkçesiyle yazan şairlerin Türkiye’de kitapları basılmakta (örneğin Sevim Ramadan’ın Camın İçindeki Kadın’ı), Kosovalı genç yazarlar İstanbul Kitap Fuarı’na davet edilmektedir.
Güncel Durum ve Gelecek
Günümüzde Balkanlar’da yaklaşık 40 Türkçe dergi ve gazete yayımlanmakta (Kırcaali Haber, Zaman Balkan, Yeni Balkan, Sesler, Çevren, Kuş vb.), 20’ye yakın yayınevi Türkçe kitap basmaktadır. İnternet ve sosyal medya sayesinde genç yazarlar (Merve Aydın, Dilan Yusuf, Ervin Salikoğlu) Türkiye’deki akranlarıyla aynı anda hikâye ve şiir paylaşabilmektedir.
Ancak hâlâ üç büyük sorun vardır:
- Kitapların Balkan ülkelerinde dağıtım zorluğu,
- Türkiye’de Balkan Türk edebiyatına ayrılan yerin çok az olması,
- Genç neslin ana dilde okuma-yazma oranının düşmesi.
Son Söz
Balkanlar’da Türk edebiyatı, ne Türkiye’nin “dış Türkler” edebiyatıdır ne de Balkan ulusal edebiyatlarının bir alt dalı. O, kendi başına buyruk, çok dilli, travmatik ama bir o kadar da dirençli bir edebiyattır. Yahya Kemal’in “Ben bir Türk’üm, dinim cins-i latîf değil” dediği yerde doğmuş; Nazım’ın “Vatan çift dalyan ağacında yaprak, / vatan Karadeniz’de karı fırtına” dizelerini Selanik’te yazmış; bugün de Üsküp’te, Priştine’de, Saraybosna’da genç bir şairin dizelerinde yeniden doğmaktadır.
Bu edebiyat, Balkanlar’la Türkiye arasında yalnızca bir köprü değil, aynı zamanda ortak bir vicdan, ortak bir yara ve ortak bir umuttur. Onu okumak, yalnızca estetik bir zevk değil, aynı zamanda tarihî bir borç ve kardeşlik görevidir.




