Yirmi iki yıldır görmediği bir rüya ile uyandı ansızın. Pencere kenarı yatağından doğruldu ve baktı, manzarasız penceresinden dışarıya. Kartpostallarda gördüğü yerlerden değildi burası. Zaten onlar sadece kartpostallarda resmedilirdi, bir de hayallerinde. Hayallerine ulaşamamakta üstüne yoktu bunu bilirdi. O yüzden aldırmadı dışardaki boşluğu. Aslında içerdeki boşluk daha fazla rahatsız ediyordu onu. Eşyalarla dolmayan bir boşluktu bu. Fakat buna da aldırmadı. Biraz daha doğruldu. Gece başucuna koyduğu sudan içti birkaç yudum. Şimdi kalkabilirdi, indirdi ayaklarını yataktan ama onu bekleyen bir çift terlik yoktu. Bu da hayalleri gibi değildi. Aslında bir çift terlik almak çok kolaydı ama o hayal etmeyi tercih ediyordu.-biri ona hayalleriyle yaşayamayacağını anlatmalıydı-.Sonunda kalktı ayağa. Karanlığa gömülmüş bir yolun başında gibi hissetti. Yolunu ancak kendi aydınlatabilirdi bundan emindi ama bunun için de yolunu yarılaması, ışığa kadar gitmesi gerekecekti. Oysa her gün ışığa yönelmektense karanlıkta yolunu bulabilmeyi tercih ediyordu. Işığı aramaktan yorulmuştu çünkü. Hem içerdeki boşluk karanlıkta pek fazla belli olmuyordu. Birkaç adım ilerledi karanlık odada. Birden ayağına bir şey takıldı. Kahverengi kanepesinin yastıklarından biriydi bu, aldırmadı. Nasılsa bir yastıktı bu, onu yolundan alıkoyamazdı -Bunu yoluna çıkan insanlar için de söyleyebilmeliydi- . Çekti ayağının ucuyla yastığı kenara. Bir yastık için eğilmemeliydi çünkü. Hem yoluna çıkan her şey için böyle eğilecek olursa nasıl yürüyebilecekti?.  Hayır, dedi; o eskidendi!

          Kapıya ulaşabilmek için bir kaça adım daha yürümesi gerekiyordu, öyle de yaptı. Kapı onun odadan çıkmasını bekler gibi ardına kadar açıktı. Kendi odası da olsa oraya ait hissedemiyordu bu yüzden. Her muhabbeti bitiren son bir söz gibi, tüm vedaların arkasına sığındığı bir çift göz gibi burada ki serüvenini de bitirecek bir şey gelecekmiş gibi hissediyordu. Kapı başka hangi sebeple ardına kadar açık olabilirdi ki?. Ayrıca açık kapı gördüğünde çıkmaya alışmıştı. Bu yüzden kapıya hiç alınmadı ya da belli etmiyordu. -hayır o da eskidendi- Alınsa belli ederdi. Odadan çıkarken prizin yanındaki düğmelere baktı. Elini uzatsa ışığı açabilecek konumdaydı şimdi, ama istemedi. Artık ihtiyacı yoktu ışığa, nasılsa odadan çıkıyordu. Bu yüzden görmezden geldi. -tekrar oraya döneceğini hiç düşünmüyordu- Yine devam etti yoluna, aynaya ulaşmak için epey yol kat etmişti ama sonunda ulaştı. Aynanın karşısında soluklandı birkaç saniye. Yüzünü yıkadı, suyun yüzüne değmesiyle irkildi. Çok soğuk bir suydu bu.-İnsanlar kadar soğuk bir su- Rüyada olmadığını biliyordu ama şimdi emin olmuştu. Artık hareketlerine daha fazla dikkat etmesi gerekiyordu. Rüya değildi çünkü bu. Rüyaları bilirdi ama burada ne yapacağından pek emin olamadı. Bundan önceki hayatını düşündü aynadaki yüzüne bakarak. Çok çabuk geçmişti sanki fazla kısaydı. -Rüya kadar kısa-

 Hayatının bundan sonrası nasıl olmalıydı peki? Başka bir rüya kadar uzun olmalı dedi kendince, – rüya kadar uzun- Rüyalarda hayat gibidir bir bakımdan. Yaşarken uzun gelir insana, hatırlarken kısa. Açık bıraktığı suyun sesiyle kendine geldi birden. Avuç dolusu bir su daha serpti yüzüne. Su eskisi kadar soğuk değildi sanki.-Ya da bu dünyaya alışıyordu-Şimdi yatağına dönebilirdi, dönmeliydi. Ama bu sefer adımlarını daha hızlı atıyordu. Nereden geldiğini biliyordu çünkü oraya nasıl gideceğini de. Ayrıca bu dünyada pek fazla yeri yoktu, alışmadan gitmeliydi. Yoluna çıkan engelleri de kaldırmaya uğraşmayacaktı bu sefer. Etrafından dolanabileceğini düşünüyordu. Odanın başına geldiğinde her şey bıraktığı gibiydi. Kapı hala ardına kadar açıktı fakat bu sefer odaya girmesini bekler gibiydi. -Gülümsedi- Beklenildiği yere gitmeyi severdi çünkü. Biraz daha hızlandı adımları. Görmek istediği rüyalara daha çabuk dalmak istiyordu. Odanın ortasına geldi, çalışma masasındaki sümbül dikkatini çekti bu sefer. Bir tarafı solmuş bir sümbül. Neden solmuştu ki? Suyunu hiç eksik etmemişti, yanı başından ayırmamıştı bile. O da kendi gibi ışığa pek ihtiyaç duymuyordu, zaten bu yüzden sevmişti sümbülleri. Ama tuhaf gözüküyordu. Bir tarafı capcanlıydı, diğer tarafındaysa hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu sanki.-tıpkı kendi gibi- Biraz daha suladı sümbülünü. Elinden bu kadarı geliyordu.-fazla su verdiğini çiçeği ölünce anlayacaktı- Yatağına doğru yöneldi, dışarıdaki boşluğa aldırmadı yine. Yorganını da görmezden geldi. Tavan ile arasına engel koymak istemiyordu çünkü. Yirmi iki yıl uyanmak istemeyeceği bir rüyaya dalmak üzereydi. Uyanınca kısa gelecekti çünkü. Oysa hatırlamak değil yaşamak istiyordu uzun uzun.-Rüya kadar uzun, hayat kadar uzun-

 

– Bahadır Taha Alataş

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: