‘’Üstün zihnin yarattığı şey yaratılışı sorgulayabilir mi?’’ sorusu üzerine;

  1. Evet, sorgulayabilir çünkü kendisi de yaratabilir.
  2. Hayır, sorgulayamaz çünkü yaratılan şey o bilince sahip olamaz.

Peki bu cevaplar üzerine insanı ele alırsak sonuç;

 

  1. İnsan, bir doğayı kullanarak üretkenlik gösteren bir varlıktır. Yaratmak kavramını dahi yaratarak bir oluşum ortaya koyar ve bu oluşum tarih literatürü yaratır. Üst üste bir birikimle kavramı tetikler ve evet, ortaya olmayan bir şeyi sunabilir.
  2. İnsan, yaratmak kavramından yaratılmışı ortaya koyar ve bu söyleme kendini de ekler. O halde insan yaratıldığına inanır ve bir yandan da yaratmaya devam eder. Yaratıldığına inanmak, bir çeşit sorgu birikimden kaynaklanır. Bahsettiğim tarih literatürüne değineyim;

Bir insan topluluğu veya sadece birey düşündüklerini veya düşündüğünü kendi tarihine yansıtır bir sonraki topluluk veya birey bunu bulup düşünme eylemimi kolaylaştırır. O halde sorgu istemli veya istemsiz sürekli vardır. Kalkolitik Çağ’dan kalma kesici taş aletler (mikrolit) bir sonraki topluluğa ışık tutabilir veya asla anlaşılmayabilirdi fakat anlaşıldı ve insan üretimini kolaylaştırdı. Peki bu bir sonuç muydu? O zamanın ölen insanları bunu bir son olarak görebilirdi fakat mikrolitler günümüze silahları getirdi. Bizler silahların bir son değil başlangıç olduğuna inandık. Üretime ve faydaya inandık. Sürekli olarak ürettik ve güçlendik.

 

Bizim yarattığımız kaynak, bizim ortak üretimimiz değil yani tam olarak ana kaynak ‘’doğa’’ bizim elimizden çıkmış bir madde değil. Biz doğadan maddeler ortaya koyuyor ve onun bilinçsizliğine içten bile olmayan şekilde inanıyoruz. Bir bilgisayar bizim sınırlarımıza ulaşamaz bunu biliyoruz. Teoriler veya senaryolar üretebiliriz. Bir bardağın ‘’İnsanlara inanmıyorum.’’ dediğini bir düşünelim. Adını koyduğumuz belirsizliğe ‘’Tanrı’ya inanmıyorum.’’ sözünü çağrıştırıyor. İkinci cümle çok basit ama olabilir, bardak bizlere inanmasa da önemli değil. Çünkü onu kullanıyor, tüketiyor ve bir üst modelini yaratıp eski oluşumu terk ediyoruz.

 

Tanrı, kendi yaratmadığı bir oluşumun içinde olabilir mi? Biz doğayı yaratmıyor ama ondan bir şeyler üretiyorsak ve üretimlerimiz bizler için bir sonra ki üretime ışık tutuyorsa bizler Tanrı’nın elinde ki imkanlarla yarattığı maddeler olabiliriz. Bizler Tanrı’nın bardakları olabiliriz, tanrının alkolü veya kenevir bitkisi olabiliriz. Yarattığımız bazı maddeleri ‘’üstün zihne’’ aykırı olarak tanımlıyorsak, Tanrı’nın da Tanrı’sı için bizler bir utanç olabiliriz. O halde bizden nefret edebilir. Bize acı çektirebilir. Ya da hiçbiri sadece üretir durur belki bir amaç güderek belki istemeyerek belki yanlışlıkla. Söylemekte emin olduğum bir şey var. Kafamızda ki Tanrı’yla aynı güçteyiz. Elimizdeki tüm imkanlarla yaratıp, şekillendiriyoruz. Tanrı olduğumuz gerçeğini tüm insanlık bilse ne büyük bir kargaşa çıkardı diye düşünebiliriz. Aksine daha özgür olabileceğimize inanıyorum. Her şeyin daha basit bir nedeni olurdu.

 

Bütün bunları bir yana bırakırsak en büyük sorun yaratmak, en büyük güç ve kudret olarak gördüğümüz yaratma kavramı. Biz insanoğlu yarattığımız şeyi yok edebiliyoruz. Bir bardağı kırıp işlevsiz hale getirebiliyoruz. Geçmişimize bakıp , ölen insanları görebiliyoruz. Çok basit ve öngörülebilir bir son içindeyiz. Fakat durum bardak için aynı değil, ne zaman kırılacağını, öleceğini bilmiyor fakat biz biliyoruz. Bir gün öleceğimizi, işlevsiz hale gelebileceğimizi biliyoruz. İşte bu yüzden en güçlü asla olamayız düşüncesi içindeyiz. Bir bardak için insan neyse bir insan için de Tanrı o. Sınırı olmayan acizliğimizi yaşadığımızı hissedebiliyorum veya bardağın beni sorgulayabileceğini düşünebiliyorum. Biz sondan bir öncekiyiz. Bir sonramız Tanrı. Sınırımız Tanrı. Bardak, insan ve Tanrı. Üçü de belki yok olacağı günü bekliyor.

 

– Yiğit KIRIKKOL

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: