Kanlı rujunun lekelerine saklanıyor duyulmayan çığlıkları, vahşi öpüşlerin ardında arıyor masumluğunun beyaz göğünü. Siyaha bulanmışken uğuldamaları, okyanuslar bile yetmiyor susuz ruhuna. Sokaklara asılı aynalarda görüyor ruhunun derinliklerinde yatan tanıdık anıların seslerini. Maskesi düşüyor şarkılar söylerken gecenin kulağına, sahte çığlıkları saklıyor çocuk yaşını. Hoyrat hareketlerle sıyrılırken bedeni geçmişin rüyalarından, utancın yırtık gömleğini giyiyor korkak ruhu. Ufak iniltilerin perdesi örtüyor suçların çıplaklığını, kararmış ellerin avcunda dans ederken fısıltılar.

Yaslı gecelerin soluğu kesilince parlak ışıkların altında ve uyanınca sabah kadının gözlerinde, tenine sinmiş günahların sesleri yankılanıyor, ruhuna sığınmış çocuğun nefesinde. Yabancı oluyor hissizleşmiş dudaklarının dokunduğu kalabalık vücutlar, dipsizliğin koyusuna sürükleniyor sessizce kayıp ismi. Ellerine kazınan kızıllık silinmiyor sokakların çıplak sesleriyle, ruhundan sökülmüyor gölgelere saklı çığlıkların koyuluğu.

Utanç kırmızısı kanın lekelediği beyaz göğün örtüsüne sarılmıştı kız, rüzgârın yırtığından düşen güneşin, yaşlı nefeslerden onu saklayamadığı zamanda. Yaşları birer taş misali halkalar çiziyordu gümüşi göğün göllerine. Teninin derinine sinen yaşlı dokunuşları kazıyordu elleriyle, boynu kopuk bir güvercin konarken pencerenin pervazına.

Hırpalanmış bedene sığınmış o korkak kız, korkunun hükmettiği evrenin sınırlarındaydı. Pusulasını kaybetmiş parmakları, dalgaların dizginlerini bırakıyordu yavaşça. Kayaların yosun tutmuş ellerine sığınmıştı ruhu, esir göğü tutmuştu kızıl yaprakları ve güneşin sarı umuduyla tutuşmuştu gözlerinin karanlık köşeleri. Zaman gömerken kendini suların ıssızlığına, günahtan mermileri savurdu kız kurbanın kara vicdanına. Dalgalar dinlemezken ufkun sözlerini, ateşliyordu durmadan nehirler savrulan korkunun barutlarını. Adamın yaşlanmış nefeslerinin adımları sessizleşirken gecenin sokaklarında, düştü göğe susuz toprağın geç kalmış cemreleri. Karanlık sular döküldü kanın örttüğü kirli ruhtan, dumanlı sözleri soğudu sönmez ateşlerin içinde. Kurşuni sularda batarken kağıttan gemiler, kızın düğümlenmiş seslerinden damlayan günahın kara izleri lekeledi acı sütün beyazlığını. Okyanusların boşluğun ellerine döküldüğü o esrarlı köşeye kaçmak isterken kuşlar, denizleri uzak iklimlere uçuran kızıl gök yakaladı onları gecenin halatlarıyla, ruhlarını harladı bilinmezliğin külleriyle ve savurdu onları günahtan tepelerin koyu gölgelerine.

Kalabalık seslerin içinde erimiş çöller sessizleşiyor aniden. Kaçışırken kuşlar başka evrenlerin göklerine, kadın zincirleniyor parlak gökteki siyah boşluklara. Denizin yankıları ıslatıyor ufkun yamaçlarını, sıcak mevsimin rüzgârlarına yama oluyor göğün son ağıtları.

Koyuluğun kalabalık elleri dokunurken bulutların güneş görmeyen yerlerine, bir çığlık kopuyor evrenin göğsünden. Kırık aynaların şahitlik ettiği sönük yıldızların güneşin damlalarıyla yanma dansı sona eriyor, günahrengi bir gül solarken ahlatın gölgesinde.

 

– Emirhan ERTAŞ

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: