Devrevi – Görsel: pexels.com

Yeni bir güne başlamıştı. O günün diğerlerinden farklı olacağını, bambaşka bir şekilde biteceğini ve belki de ruhunda bir yara izi bırakacağını biliyordu. Ayrılığın vaktiydi ve O gidiyordu. O uzaklarda bir yerde, onu bekleyen insanların arasına karışacak, ama arkasında bir çift ıslak göz bırakacaktı. Bir yandan özlem duyduğu ailesine kavuşurken, diğer tarafta eksik bir kalp onun için yanacaktı. Şimdi sadece onu düşünüyor ve yalnızca onu arıyordu gözler. Tek bir avuntusu vardı içinde geride bıraktığı kişinin, biliyordu ki geri dönecekti bir gün onun için.

Günler geçip giderken ve saatlerin yarattığı gürültüyü dinlerken, kalpteki o derin boşluğun yarattığı sızı daha da can yakıyordu. Sokaklardaki insanların varlığı, caddelerde gezinen araçlar ve dahi güneş bile anlamını yitirmiş; tüm dünya değersiz birkaç parçaya bölünmüş gibiydi. Bir ruhun hasreti ile yanıp tutuşan bu kalp, uzaklarda bir yerde onu bekleyen insanın kokusunu arar olmuş ve sözcüklere sığdırmaya çalıştığı bu arzusu ellerinden kayıp gitmişti. Ne yapması gerektiğine dair en ufak bir fikri yoktu. Aldığı her nefes göğsüne bir bıçak gibi saplanırken ve yaşadığı bu hayatın anlamını uzaklarda bir yerde kaybetmişken yapacak pek fazla bir şeyi yoktu. Ağlamak ya da uyumak. İkisi arasında bir seçim yapacak ve saatlerin daha hızlı geçmesi, günlerin bir an önce tükenmesi için Tanrı’ya yalvaracaktı. Özlemin bu en yakıcı anlarında, gece vaktinde, kızarmış gözlerle sözcüklere sarılacak ve en sonunda yorgun düşen bu beden bir sonraki sabaha uyanacaktı.

Onsuz geçen tek bir günün ardından bilmek istediği bir şey vardı: “Ne anlamı vardı ki tüm bunların? Acı çekmenin ve Tanrı’ya yakarmanın neticesi ne olabilirdi ki? Pencere kenarından onun yollarını gözlerken, buğulanan cama ismini yazmanın yarattığı çaresizliği kim anlayabilirdi?”

Belki de tüm nefesleri tüketmişti insan ve bir son arıyordu kendine ya da bu çaresizliğin yarattığı hüznün içinde kaybolduğu için göremiyordu ona açılan yolları. Dahası, uzattığı eli tutacak bir insan olmalıydı yanında; uzaklara giden ve ne zaman döneceği belli olmayan bir insanın elleriydi onlar.

Akan gözyaşları yanaklarından sessizce ama yakıcı bir şekilde akarken gözlerini son kez kapamayı arzuladı. Aldığı nefesi verirken ve gözlerini tam da o an kapatmışken, “bir sonraki” olmasın demişti içinden. Belki de Yaratıcı duyacaktı bu aciz ruhun son sözlerini ve onu yanına alacaktı. Tüm bu kötülüğe, acıya ve özleme inat, onu cennetinde yaşatacak ve Adem’in kovulmasına neden olan ağacın gölgesinde yaşatacaktı. Bilinmeyen bir yolun sonunda, gözler bu kez onu arayacaktı.

 

– M. İsmail Üzen

1
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
Bir Şairin Muntazarı Recent comment authors
  Abonelik  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Bir Şairin Muntazarı
Ziyaretçi
Bir Şairin Muntazarı

Aynı acı ve özlem bir başka pencereden de hissediliyordu bakınca sonunda son bulmuş devrevi ayrılığa. Giden bu kez hem özlemine kavuşacaktı hem özlemeye başlayacaktı. Kavuşurken ayrılacaktı kalbindekilerden; geçici de olsa kavuşması da, ayrılması da. Giden de dilerdi hep birlikte olmayı. Bu ayrılıklar tekrarlanacaktı ister istemez. Gidenin kalbindeki aile de sevgili de bir araya gelse ne devrevi ayrılıklar ne de hüzün esir alacaktı hem de hiçbir saniyemizi. Giden döndü ama “gidecek olan” oldu ve o yeniden giden olacaktı, dönen gitmiş. Hep daha fazla tanımak istenirken sevgili hayret ediliyordu. Her defasında keşfedilmemiş yönü ortaya çıkıyordu sevgilinin. Devrevi gibi ince narin ve bir… Devamını oku »

%d blogcu bunu beğendi: