Geri Döndüremediğin Bazı ŞeylerHayat garip diyoruz ya her zaman. Gerçekten garip.

Güzel bir kahvaltı etmek için uyandım. Kendimi bir yoğun bakım servisi önünde kötü bir insan olup olmadığımı sorgularken buldum.

 

Karşılıklı oturup yemek yediğiniz birinin artık masada yemek yiyemiyor, sandalyede dik oturamıyor oluşuna alışıyorsunuz. Ama bembeyaz çarşafların içinde gözü yarı açık uyuyor olması güneşli bir cumartesi öğleden sonrası için beklenmedik bir gelişme. 

Ama biliyo musun, ona da alışırsın. 

Dünyanın sen geceyi sabah edemezken de umarsızca dönmeye devam etmesi, her şeyin bir milisaniyede böyle normalleşiyor olması da normalleşiyor. 

Bunu günlerdir yoğun bakımda kalan akrabalarının gözünü açmasını bekleyen aileyi görünce anladım. Eminim ilk öğrendiklerinde bir çığlık koparmışlardır. Ancak karnın acıkmaya başlayınca, baktın ki kantin de pahalı, asgari ücretle her öğünde tost bile yiyemiyorsun; evden çayını çorbanı kapıp seriliyorsun hastahane koltuklarına.

 

Yaşım daha çocukken hayatta çok fazla şey için geç kaldığımı hissetmeye başlamıştım. Ama bu geç kalışın bir hallederiz’i yok gibiydi.

Göç eden kuşlar geri geliyor. Biten parfümün yerine yenisini alıyorsun. Üstüne vazo fırlattığın eski sevgilinle kolu hiç morarmamış gibi öpüşüyorsun. O kaldırımda nasıl yalnız bırakıldığını unutuyorsun. “Bi’ daha bu kadar içmiycem” diye verdiğin sözü, yediğin o iğrenç yemeğin tadını, onu nasıl sevdiğini unutuyorsun. Hatta sonra bir daha seviyorsun, daha çok seviyorsun. Hayatta sadece hasta ciğerlerine dolduramadığın bir nefes’i geri döndüremiyorsun.

Belki seninle bir lunaparkta ben elini tutmayıp kaybolduğum için kavga edebilirdik. Belki sen bana okkalı bir tokat fırlatırdın da hatırladıkça hala yüzümde patlardı.

Tokat attığın yer acısı geçtikçe pembeleşirdi, çocuk kalbimse bir çiçek gibi açılıverirdi.

Biz bu küçük tartaklanmayı sessiz bir anlaşmayla unutuverirdik de,

seninle hiç lunaparka gitmemiş olmayı değiştiremeyiz.

Ama alışırız. Alışmışız da zaten.

 

İnsanoğlu doğuştan bencil.

Sen geri döndüremediğin bir nefesin derdine düşmüşken içeride, ben hala senin bindirmediğin atlıkarıncanın yoksunluğunu hissediyorum 24 yaşında.

Bu şey gibi, çok sevdiğin bir insan senden gidince dersin ya, “bana bunu nasıl yaparsın?”

Dünya gerçekten bu kadar mı etrafında dönüyor bir ta nem?

 

Alışa biliyorsun, unutabiliyorsun, şu işe bak ki bir gün hiç ağlamadan da anlatıyorsun olanları. 

 

Kanaat getirdim ki, bizim doğuştan mayamız kötü.

 

– Nesliay OCAKKÜÇÜK

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir
%d blogcu bunu beğendi: